ABİDİN YAĞMUR
Özgür Çocuk Parkında yapılan eylemde 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü kutlu olsun ifadesinin Arapça, Kürtçe ve Zazaca yazıldığı bir pankart açıldı.
Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, “Eğitim hakkının kamusal bir ilke olarak gerçekleşebilmesi için dil, din, ırk, etnik köken, cinsiyet, coğrafi bölge, politik görüş temelli her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması zorunludur. Dolayısıyla anadilinde eğitim hakkı temel bir haktır. Anadili toplumun egemen dilinden farklı olan çocukların ve yetişkinlerin eğitim haklarından yararlanabilmeleri için, kendi dillerinde eğitim görme haklarının korunması gerekmektedir. İçinde büyüdüğü kültürel ortamı dili aracılığıyla öğrenen ve kendi anlam dünyasını anadiliyle geliştiren bir çocuğun; okula başladığında dilinin yok sayılması, kimliğinin tanınmaması anlamına gelir. Dil, bir toplumun kültürünün gelişmesi için temel bir unsurdur. Bu nedenle anadilinde eğitim, kültürün kuşaklar arasında aktarılması için elzemdir” dedi.
“EN MEŞRU HAK TALEBİDİR”
İnsan Hakları Derneği Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci de “Bugün dünya üzerinde 7 bin civarında ana dilinin konuşuluyor ve bunların 2500 tanesi yok olma ile karşı karşıya. Bu tehlikeye dikkat çekmeye çalışan UNESCO 17 Kasım 1999 tarihinde 21 Şubat’ı Uluslararası Ana Dili Günü olarak ilan etti ve 2000 yılından bu yana da dünyada kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Ana Dili Günü” olarak kutlanmaya başladı. Özellikle devletleşmemiş halkların ana dilinde eğitim hakkından mahrum bırakılması kendilerini geliştirecek birçok olanaktan yoksun bırakılmaları anlamına geliyor. Bu nedenle ana dilinde eğitim hakkı, talep eden bütün halklar için en meşru hak talebidir. Ayrıca, yapılan bütün araştırmalar ana dilinde eğitim gören çocukların pedagojik olarak daha başarılı olduklarını ortaya koyuyor. Bu yüzden diyoruz ki diller üzerinde tekçi ve asimilasyoncu politikalar ve zor aygıtları kaldırılmalı, halkların kendi dillerinde konuşma, eğitim alma, yaşamlarını ve kültürlerini devam ettirmeleri sağlanmalıdır. Dilsel ve kültürel çoğulculuk ile toplumların barış içinde bir arada ve özgürce yaşamaları sağlanmalı” ifadelerini kullandı.