Tazminat davası Dışkapı Adliyesi’nde 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapıldı | Güney Gazetesi Mersin

Tazminat davası Dışkapı Adliyesi’nde 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapıldı

Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan Odatv Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız’ın, gizli tanık kod Abdullah’ın 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tanık sıfatıyla Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar hakkında söylediklerini haberleştirmesi sonrasında karşılıklı olarak açtıkları tazminat davası görüldü. Dışkapı Adliyesinde 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava 10 Eylül’e ertelendi.

Tazminat davası Dışkapı Adliyesi’nde 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapıldı


Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Müyesser Yıldız’a 2018 yılında 250 bin TL’lik tazminat dava açmıştı. Müyesser Yıldız da, Akar’a 5 liralık tazminat davası açmıştı. Her iki dava da birleştirilmişti.

 

POLİS YÜKSEK GÜVENLİK ÖNLEMİ ALDI

Mahkeme daha önce Hulusi Akar arasında açılmış olan davanın kesinleşme şerhini talep etti. Mahkemede alışılmışın dışında polisin yüksek güvenlik önlemi alması dikkat çekti. Müyesser Yıldız’a ziyarete gelen destekçileri de mahkemeyi izledi. Katılımcılar arasında Yıldız'a destek veren emekli askerler de yer aldı.

Mahkemede ayrıca bir usul tartışması oldu. Adliye koridorlarında yoğun polis birikimine dikkat çeken Müyesser Yıldızın avukatları bu konunun tutanağa geçirilmesini istediler. Hâkim, konunun yargılama konusuyla ilgili olmadığını söyleyerek bunu tutanağa geçiremeyeceklerini ifade etti. Yargılamanın yazılı yapılması nedeniyle Müyesser Yıldız’ın beyanı da yazılı olarak yapıldı.

Müyesser Yıldız'ın mahkemeye sunduğu beyan şöyle:

Anlatacaklarım 10 yıllık hukuk serüvenimizin hazin bir tablosudur.

10 yıl önce, dönemin neredeyse “milli kahramanı” ilan edilen firari FETÖ’cü/casus savcı Zekeriya Öz’e hukuku çiğnediği için tazminat davası açtım. Güç ondaydı, tutuklandım. 15.5 ay Silivri’de hapis yattım. O tazminat davasına da Silivri’den katılmaya devam ettim. Hakime hanıma, tam karar vereceği sırada, “Aman lehime karar vermeyin, Yargıtay 160’a bağlandı. Siz ne karar verirseniz verin nasılsa onlar ‘gereğini’ yapar. Başınıza bir şey gelmesini istemem. Bir de sizin vebalinizi üstlenmeyeyim.” demiştim.

O dava halen devam ediyor. Yargıtay’ın ilgili dairesi, dava açma hakkım olmadığı gerekçesiyle yerel mahkemenin lehimdeki kararını reddetti. Bakalım Ceza Genel Kurulu ne karar verecek? Bu gidişle beni Zekeriya Öz’e tazminat ödemeye mahkum ederlerse şaşırmam.

Önünüzdeki dosyaya gelirsek; davanın sebebi, devletin en önemli ve muteber gizli tanığı kod Abdullah’ın 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tanık sıfatıyla Sn. Hulusi Akar hakkında söylediklerini haberleştirmemdir.

Maalesef yine hukukun üstünlüğü değil, “üstünlerin hukuku” mekanizması çalıştı ve Sn. Hulusi Akar, hakkımda hem ceza davası hem de 250.000 (iki yüz elli bin) TL’lik tazminat talebiyle bu davayı açtı.

Ceza davasını açarken -ki o zaman henüz siyasi bir kişilik değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Genelkurmay Başkanı idi- beni “FETÖcülere hizmet etmek, iktidarı eleştirmeyi gazetecilik zannetmek ve adam olmamak” ile itham edip meslekten men edilmemi istedi.

Ben de bu iftiralar üzerine karşı dava açmak zorunda kaldım. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saygım, ayrıca bu tür davaların zenginleşme aracı değil de sembolik olması gerektiğine inandığım için sadece 5 TL talep ettim.

Olayda dikkat çekici kısım şudur: Sn. Hulusi Akar, hakkındaki ithamların sahibi kod Abdullah aleyhinde hiçbir dava açmadı, bunları haberleştiren benim cezalandırılmamı istedi.

Ancak şu da yaşandı; Sn. Hulusi Akar, bir yıl önce albaylığa terfi ettirdiği kod Abdullah’ı bu haberden sonra emekli etti, üstüne onun “kripto FETÖcü” olduğunu da öne sürdü; ama yine dava açmadı.

Peki neden onun hakkında herhangi bir dava açmadı? Devletin bu en muteber gizli tanığının bugüne kadar anlattıklarıyla görülen davaların boşa düşmesi ve yeni bir şeyler anlatabileceği endişesi olabilir mi; bilmiyorum.

Sn. Hulusi Akar’ın açtığı ceza davası Mart ayında sonuçlandı ve adli para cezasına çarptırıldım. Yani, “meslekten men edilmem” arzusu yerine gelmedi.

Gelmedi, ancak haberiniz olmuştur: 8 Haziran’da evim bir hücre evi gibi basıldı, tüm arşivime el konuldu. Önce “askeri casusluk”, sonra “devletin gizli bilgilerini açıklamak” ile suçlandım ve tutuklandım. Bir aydır Sincan Cezaevi’nde olduğum için de huzurunuza gelemedim.

Şunu vurgulamak istiyorum; 10 yıl sonra ikinci kez haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanmamda bu davanın da önemli etkisi olduğunu düşünüyorum. Özetle, gazetecilikten “men edilmedim”; ama böylece mesleğimi yapmam fiilen engellenmiş oldu. Gazeteciyim, gerçekçiyim, sizden Sn. Hulusi Akar’ın 250.000 (iki yüz elli bin) TL’lik tazminat talebini tümden reddetmenizi istemeyecek kadar da ülkemiz gerçeklerine vakıfım. Ne olur ne olmaz, bir de sizin vebaliniz üzerime kalmasın.

Talebim şudur: iki yüz elli bin TL çok yüksek bir meblağ. Allah kabul etsin; Kayseri’de yaptırdığı caminin bir eksiği kalmadığını, sözkonusu meblağı bunun için talep etmiş olmadığını düşünüyorum.

Bu nedenle daha düşük; örneğin kendilerine, Genelkurmay Başkanı’na ve kuvvet komutanlarımıza benden hatıra olacak şekilde kravat almasına yetecek bir meblağ hükmetmenizi diliyorum.

Son olarak, iktidarın gazetesi Sabah’ın yalancısıyım: Sn. Hulusi Akar 26 Haziran’da Kayseri’de düzenlenen “Geleneksel Gazetecilik Yarışması” ödül töreninde yaptığı konuşmada, “Gazeteciler cesur, ısrarcı ve araştırmacı olmalı.” demiş.

Ben de “cesur, ısrarcı ve araştırmacı” bir gazeteci olarak görevimi yapmaya çalıştım. Bu yüzden cezalandırılmamın Türk Milleti’nin vicdanında asla kabul görmeyeceğine inancım tamdır. Ayrıca normal, demokratik bir hukuk devletinde yaşıyor olsak, hakkında soruşturma açılması ve yargılanması gerekenlerin gerçekte kimler olabileceği hususunu da milletimizin takdirlerine bırakıyorum. (Odatv.com)