Abidin Yağmur | Prestij Müzik vakası | Güney Gazetesi Mersin
Abidin Yağmur

Prestij Müzik vakası


1990'lı yıllar…

Özel radyo ve televizyonlar patlama yapmış.

Bu değişim sadece medyayı değil, hayatın her alanını etkilemiş.

*

Senelerce tek televizyonun, tek radyonun baskısı altında kalan, beğeni ölçütlerini ona göre belirleyen müzik dünyasında da büyük değişimlerin sancıları başlamış.

Kıvranıyor…

*

Manzara-i umumi” şöyle:

Eski, saygın müzik insanlarının yerini hopbidi zipbidi tipler almış.

Elini sallasan popçuya, yeni yetme arabeskçiye değiyor; sabah erken kalkan klip çekiyor, pazartesi ilk otobüsü yakalayan kaset dolduruyor.

*

Müzik yapımcıları halden memnun.

*

Müzik kanallarının keyfi keka.

*

Vatandaş özelikle gençler hem şaşkın, hem heyecanlı, yüzlerce radyodan, televizyondan yayınlanan serbest şarkıların tadını çıkarıyor.

*

Yeni yetme şarkıcı için durum çok da keyifli değil.

Rekabet şartları çetin.

Bir şarkı patlatmak birkaç günlük ünlülük için yetiyor ama sonrasına ‘boyu’ yetmiyor.

Unutuluyor.

*

Yeni yetme şarkıcının önünde iki seçenek var.

Ya nitelikli, kalıcı eserler üretecek; böylece adını müzik dünyasına yazacak, geleceğe taşıyacak.

Ya da acar, yırtıcı, koparıcı, arsız olacak, yeri gelince çamura yatacak, yeri gelince kavgaya girecek, yeri gelince anasını babasını satacak ki müzik piyasasında kalabilsin.

*

Birincisini yapmak için kimi yeni yetme şarkıcının altyapısı yok, felsefesi yok, eğitimi yok…

Kimi yeni yetme şarkıcının da vakti yok!

Bir an an evvel vurup alacağını alması lazım.

*

Hakkı Bulut’un “Ne köşküm sarayım, ne servetim var/Ben buyum, ben buyum sevgilim” diyen garibanlığı yeni yetme şarkıcıyı keser mi?

Kesmiyor.

Mahsun Kırmızıgül’ün “Alem buysa kral benim” restini yeni yetme şarkıların şiarı oluyor.

Madem alem budur…

Kral da onlardır!

*

İşte başlıkta yer verdiğimiz Prestij Müzik vakası burada devreye giriyor.

Müzikte şansını ilk olarak 1980’lerde denemiş, tutunamamış Mahsun Kırmızıgül, aynı hataları yapmamak, bu kez kalıcı olmak için müzik yapımcılığında inişli çıkışlı seyreden Hilmi Topaloğlu ile ittifak kuruyor.

Dönemin ünlüleri Alişan, Haluk Levent de kendi deyimleriyle ‘Prestij ailesine’ katılıyor.

Ve “Prestij ailesi” özel radyo, özel televizyon programlarından müzik ödülleri gecesine kadar her yeri “force” etmeye başlıyor.

Örneğin aileden biri canlı yayında sunucu tarafından ‘sıkıştırılırsa’, Prestij ailesinin üyeleri hep birlikte stüdyoya doluşuyor.

Aileden biri bir şarkıcı ile kavga ederse ailenin diğer üyeleri de hışımla kavgaya giriyor!

*

Artık Prestij ailesinin hiçbir üyesine, hiçbir müzik insanı, hiçbir gazeteci, televizyoncu, yapımcı, eleştirmen bir şey diyemez!

Prestij ailesi ağızlarının payını verir!

*

Müzik ve medya dünyasını uzun süre “force” eden Prestij ailesi zamanla çözüldü.

Ailenin her bir bireyi kendi bağımsızlığını ilan etti.

Vefasızlık tartışmaları bile yaşandı.

*

Ama olsun, sonuç olarak…

Onlar erdi muradına…

Prestij ailesinin tarzı hususisi kaldı bize yadigâr!

*

Bunları niye yazdım?

Mersin basınında son günlerde üzücü tartışmalar yaşanıyor.

Bazı gazeteciler, deneyimli gazetecilere “İt ürür kervan yürür” gibi sözler söyleyebiliyor.

Güya rakip gördüğü meslektaşına taş vurayım derken, yarın bir gün bir başkasının biz gazetecilere “İt ürür kervan yürür” demesine zemin sağlayacak, meşruluk sağlayacak adımlar atabiliyor.

Gazetecinin, gazetecilere, ufacık bir mesele yüzünden “İt ürür kervan yürür” dediği yerde de üç beş meslektaşımız bu söze alkış tutuyor.

Bir Allah’ın kulu da “Gazeteciye it gibi ürüyor” denir mi diye sormuyor, bu sözden haya etmiyor!

*

Prestij Müzik vakası için ne demiştik?

Ya altyapısı, felsefesi, eğitimi yoktu, onun için yırtıcıydı, saldırgandı!

Ya da zamanı yoktu, tahammülü yoktu!

Bizim Mersin basınında hangisi eksik de Prestij Müzik vakasını yaşıyorlar/yaşatıyorlar?

Hangisi?



ARŞİV YAZILAR