İlkay  Adalıoğlu

ÇEKİN ELLERİNİZİ KADINLARIN ÜZERİNDEN..!


Yeni yılın ilk günleri benim için annemlerin dağ evinde dingin ve huzurlu başladı.

Hava güzeldi.  Ormanda uzun yürüyüşler yapıldı.

Kuyuluk’un üst tarafında, Fındıkpınarı güzergâhında meğer ne muazzam tarihi yollar varmış. Yıllarca orada duruyorlarmış. Biz ise buraları yeni keşfediyoruz. Hani pandeminin bazı insanlarda farkındalığa yol açacağını söylüyorlar ya? Belki küçük bir detay ama yaşanılanların nedenlerini bulmalı insan.  Şimdi orman içlerinde sadece ‘gerçekten bakanların’ bulabildiği yüzyıllık patikalardan geçerken bu düşüncelerden alamıyorum kendimi.

Güzel manzaralar görmek, çam ağaçlarının havasını solumak herkesin ruhuna iyi geldi.

Kalabalık aile sofraları, yemek sonrası kahve ritüelleri hazırlandı. Pandemiden bunalmış, bizim gibi başını gelecek endişeleri sarmış komşularla bahçede oturup sohbet edildi. Sobada kestaneler, odun toplamalar, çay demlemeler, yemek yapmalar, etrafa çeki düzen vermeler  derken her şeyden uzak birkaç gün geçti.

Pazartesi gününe kadar ne gazete okundu, ne televizyon izlendi.

Evde haylaz çocuğunu bırakmış anne huzursuzluğu’ vardı bir taraftan içimde. Türkiye  malum en son bıraktığımda yine kaynıyordu. Ama iflah olmaz iyimser yanım, “En azından bir süre  rehavet olur. Daha kimse kendine gelememiştir. Korkma, henüz kötü bir şey olmamıştır.” diyordu.

Provakasyonlar, entrikalar, siyasi kirli oyunlar, kovid movid, yeni yıl, yılbaşı dinlememiş. Yine güzelim memleketin canına okunmuş.

Yeni haftada izleme alışkanlığı edindiğimiz programları açtık kahvaltıda.

Merak etmeseydik keşke.

Halk Tv’de  Ayşenur Arslan’ı dinlemeye başladık.  Ayşenur Abla’nın deyimiyle, ” Ortalık yangın yeri”…  Konuğu var yine,  O’na sözü teslim etmeden önceki uzun açılışını yapıyor. İlgi de uyandırıyor, çok da lezzetli anlatıyor.

Ama aklım bir yerde Tele 1 Can Ataklı’da. Bakıyorum hemen telefonumdan. Tek başına bir adam, bir ekranı nasıl böyle doldurabilir? Arada izlerken kendime bunu soruyorum. Laf aralarında kahvesini yudumlaması dahil son derece sempatik.

Ayşenur Abla, Can Ataklı’nın söyleşisini dinlemek keyifli ancak işaret ettikleri çok düşündürücü. Üzücü… Kendileri de kahrolarak gelişmeleri yorumluyorlar.

Takvimler 2021’yi gösterirken ülkemizin hala kadın kıyafeti üzerinden siyaset aczinden kurtulamadığını görmek bir kadın olarak, yeni yıla, en naif tabirle, ‘utanç’ içinde girmemi sağladı.

İnsanlık tarihi, medeniyet tarihi bize şunu öğretiyor: Cumhuriyet erkeklerle kurulur ama demokrasi kadınlarla yaratılır.  Eğer kadınlar,  birbirini ötekileştirmekten kendini alıkoyabilirse, başı kapalı, açık, mini etekli şeklinde sınıflandırmazsa,  erkek siyasetçilere malzeme olmayacaklar. İşte o zaman demokrasi çarkı da  dönmeye başlayacak.

Tam da bu konuyla ilgili çarpıcı bir anekdot aktarmak isterim.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1925 yılında çıkardığı kılıf kıyafet yasasında, kadınlarla ilgili madde var mı? Yok mu?

Yok. Tek bir düzenleme yok.

Afganistan Han’ı Emanullah, 1928’de Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştiriyor. Kemalist devrimlere hayran kalıyor. Atatürk’e uzun uzun övgülerini sıraladıktan sonra “Ülkeme gider gitmez devrimler gerçekleştireceğim. Kadınların burkasını çıkaracağım. Afganistan’ı medeni bir ülke haline getireceğim” diyor.

Mustafa Kemal Atatürk, “Sakın ha!” diyor, “Kadınların kıyafetine dokunma “ …

Aradan zaman geçiyor,. Yanılmıyorsam o tarihte Afganistan’a Yusuf Hikmet Bayır, Büyükelçi atanıyor. Emanullah’ın ziyaretinden birkaç yıl sonra Ulu Önder, Yusuf Hikmet’e ülkede işlerin nasıl olduğunu soruyor. Büyükelçi, Han’ın kadınların burkasını, türbanını çıkarmaya çalıştığını anlatarak, bunun üzerine çıkan çatışmaları aktarıyor.   

Alnını kırıştıran Ulu Önder, “Eyvaah! Han işte şimdi gitti” diyor.  

Kısa bir süre sonra da Emanullah, ülkesinden kaçmak zorunda kalıyor.

Tarih boyunca kim kadınların kıyafeti üzerinde düzenleme yapmaya kalktıysa sonun başlangıcına afili bir imza atıyor. İnsanlık, uygarlık tarihinde bunun tek karşıt örneği yok.

Yani cumhuriyet, erkeklerle kurulur ama demokrasi kadınlarla yaratılır.

O nedenle ‘tek derdi iktidarlarını korumak’ olanların, elini, dilini, gözünü kadının kıyafetinden çekmesi kendi selametleri için hayırlıdır.



ARŞİV YAZILAR