Zeynep L.

IŞIKSIZLIK


Kış aylarında beni mutsuz eden havanın soğuk olmasından çok güneşi görmemek. Berlin oldukça kuzeyde olduğu için aylar böyle geçiyor. Geçen sene salgının ilk yayılmaya başladığı ve evlere kapandığımız aylar böyle karanlıktı, şimdi de evden çalışırken ve sürekli evde zaman geçirirken yeniden ışıksızlıkla karşılaşmak bana zor geliyor.

Gün doğumu ve batımı o kadar önemli ki bizim için, telefonumuzda yazan saatten çok daha önemli. Güneş her sabah bize ışık ve enerji veriyor, her akşam da bize gün bitti diyor. Bunun herkes için doğru olmadığının farkındayım, kimi kuzey ülkelerinde kışın güneş sadece bir-iki saat kendini gösteriyor, yazın da tam aksi. Ama sembolik olarak güneşin görünüp sonra da yok olması bize devamlılığı anlatıyor, hayatın evrelerini, Dünya’nın günlerini. Ne sıklıkta olursa olsun, her yer bu döngüyü bir şekilde yaşıyor.

 

Bu yüzden çok özlüyorum şu anda Güneş’i. Berlin’de güneşin görünmemesinin büyük bir sebebi şehrin üstünde hep kalın bir bulut tabakası olması. Bu neden oluyor bilmiyorum, meteorolog değilim, ama gökyüzüne baktığımda görüyorum bunu. Daha doğrusu sadece gri ve değişmez bir gök görüyorum, ne bulut görünüyor, ne ay, ne güneş, ne de yıldız. Bu gri günler bazen 10-15 gün sürüyor. Güneş çıktığında insanları sokaklarda görüyorum, yüzlerinde tebessüm, rahatlamış. Kimisi sokaklarda güneşli köşelerde dakikalarca duruyor, ışığı adeta soğurmak istermiş gibi.

 

Hastalık, özlem, tedirginlikle uğraştığımız bu zamanda kıştan öğrendiğim ışıksızlık derslerini kendime hatırlatmaya çalışıyorum. Şimdi belirsizliğin içine bakıyoruz ama ışıkla tekrar kavuşacağız elbet.



ARŞİV YAZILAR