Ergün Parlat

Ergün Parlat

NALINCI KESERİ


Dünyanın adaletli bir yer olmadığını düşe kalka, dizlerimizi kanatıp yara bere içinde kala kala öğreniyoruz.

İstediklerini vermezler, daha önce vermiş olduklarını da söke söke geri alırlar. 

Nalıncı keseri gibi hep kendine yontanların en iyi yaptıkları ve en çok sevdikleri şey, her zaman dört ayak üstüne düşmektir.  Bu deyim “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” ya da “Rabbena, hep bana” sözleriyle de açıklanabilir.

Bu kişiler her zaman zeytinyağı gibi üste çıkmak için olağanüstü bir çaba gösterirler ve ne yapıp edip bunu da başarırlar. Bu nedenle bu gibilerin oyunlarına gelmemek için Nasrettin Hoca’nın fıkralarından yararlanabiliriz.

Nasrettin Hoca bir gün bir eve konuk olur. Sofraya oturulur. Ortadaki siniye çok nefis bir hoşaf gelir. Ev sahibinin elinde kepçe, Hocanın elinde ise küçücük bir kaşık vardır. Hoca elindeki küçük kaşıkla hoşafı tadımlık biçiminde yudumlayadursun, ev sahibi kepçeyi tasa daldırıp hoşafı her mideye indirişinde “Oh be! Öldüm yahu!” dermiş. Hoca en sonunda dayanamamış ve adamın elinden kepçeyi alarak, “Yahu ver şu kepçeyi de biraz da biz ölelim!” demiş.

Bu fıkranın bazı değişik anlatımlarında, hoşaf yerine çorba yer alır.

Ele talkını verip kendileri salkımı yutanlar da hep yuttukları salkımları gizlerler. Ardından “Çalışıyorum, didiniyorum, çırpınıyorum, terliyorum, ölüp bitiyorum, ama yine de acımdan ölüyorum,” diye ağlarlar.

Bu gibiler her işte, her koşulda, her zaman kendi çıkarlarını birinci planda tutarlar. Olayları, gelişmeleri hep kendi çıkarlarının penceresinden görür, anlar, yorumlar ve değerlendirirler.

Bu ne demektir? Kazanan hep aynı. Kaybeden ve yoksullaşan da hep aynı. Huylu huyundan vazgeçmiyor. Alışmış kemirmişten beter.

Nalıncı keseri sürekli olarak başarılı bir biçimde çalışmayı sürdürüyorsa; sizi ölümle korkutup sıtmaya razı etmiş olabilir. Gizli ajandası olabilir. Kendisine direnç gösterebilecek kişileri yalnızlaştırarak etkisiz kılmış olabilir.

Bu kadarla da bitmez. Öyle kendine yontuşlar görürsünüz ki, en sonunda dayanamaz “Pes doğrusu!” dersiniz. Oysa bu ne ilk ne de sonuncusudur. İnsanoğlunun nasıl yaratıcılığında sınır yoksa, alçalmasında da bir sınır yok üzülerek belirteyim ki.

Başkalarının gereksinimlerini göz önüne almayarak hep kendi çıkarlarına göre davranışta bulunan kişiyi “Nalıncı keseri gibi hep kendi tarafına yontma!” diye uyarmak, bir biçimde durdurmak gerekir mutlaka.



ARŞİV YAZILAR