Zeynep L.

Seçim Gücü


Mart 2020’den beri zaman zaman Dünya’nın birçok yerinde kimi büyük, kimi küçük protestolar gerçekleşiyor. COVID-19 ile ilgili alınan devlet kararlarını kritik etmek üzere başlayan bu protestolar, daha sonra farklı farklı şekiller alıyor. Berlin’de bunlardan en azından üç-dört tanesini gözlerimle gördüm. Bir tanesinde maske takma zorunluğu ya da işyerlerinin kapatılmasını protesto eden bir kısım insanın yanında QAnon komplo teorileriyle dolu posterler taşıyanlar, Donald Trump’ı destekleyenler bile vardı. İnsanlar mutsuzlukları karşısında neye saldıracaklarını her zaman bilinçle seçmiyorlar.

 

COVID-19 karşısında alınan önlemler herkesi aynı derecede koruyamadı, bu bariz. Bir çok ırk, etnik ve sosyo-ekonomik olarak heterojen toplumları kapsayan ülkede, en çok etkilenen gruplar azınlıkta olan veya ekonomik durumları sabit olmayan insanlar etkilendi. Hem turizme dayanan hem de sağlık sistemi kuvvetli olmayan ülkelerin ekonomileri açık kalmayı seçtikleri için bireyler yine çok zarar gördü. Hastane faturaları sigortası olanı olmayanı vurdu. Kendime hatırlatıyorum sürekli, insanların daha önce görmediği bir durumla karşılaştık. Her karar en iyi karar olmadı.

 

Belki de kavraması en zor olan kısmı da herkesin iyiliği adına verilen kararların etkilenen insanlara sonradan söylenerek hızlıca verilmesi. Demokrasi nedir iyice düşündürüyor insana doğal afet anlarında. Bir gün gerçek ve kurallar budur diye bilirken, diğer gün gerçeğimiz tamamen değişebiliyor. Devletler aşıların nereden alınacağını, kimin ne zaman hak edebileceğine karar veriyor. Hangi iş yerleri açık kalabilir hangileri kapalı. Bunlar sözde en masum örnekleri, acil durum örnekleri.

 

Devletler bizim adımıza düşman kimdir karar verebiliyor, savaşlara girebiliyor. Arazimize yol yapmaya karar verebiliyor. Eğitim sistemini değiştirebiliyor. Tarih ve bilimi nasıl öğrenebileceğimizi seçebiliyor. Ve bu kararlar acil durum varsa da yoksa da, kimisi biz farketmeden gerçekleşiyor. Bir gün uyanıyoruz ve farklı bir şekilde düşünüp yaşamamız söyleniyor bize.

 

Yöneten ve yönetilen ilişkisi bir sosyal deneyim gibi. Zamanın çoğunluğunda kim tarafından yönetildiğimiz, kimin menfaati için işimizi yapıp, ekonomimizi desteklemeye çalışıp, ülkemizle ilgili hayal kırıklıklarını üretken bir şeye çevirmeye çalıştığımız belli değil. Çok uzatmak istemiyorum ama elimiz kolumuz bağlı hissettiğimiz bu zamanlarda bizi her zaman soru sormaya, sorumluluğumuzu diğer insanlara karşı hissetmeye, hukuki haklarımızın farkında olmaya ve her zaman bilinçle konuşmaya davet ediyorum. Seçilen insanlar bizden üstün olduğundan ya da bir takım şeyleri bizden daha iyi bildiklerinden seçilmiyorlar. Kimse bir unvan sayesinde bilgeleşmiyor. Demokrasi herkesin sorgulanabildiği bir ortam olmalı, tam tersi değil. Medya, yönetim, kanunlar hepsi eğer halk için ise, hepsi bizim sorgulamamıza açık olmalı. Eğer değilse demokraside yaşamıyoruz.



ARŞİV YAZILAR