Sait Dervişoğlu

KİM DEMİŞ MEÇHUL ASKER DİYE?


Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye? ...

Şairin “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor” adlı şiir kitabı 1945’te yayımlandı. Kitabın yayımlandığı yıllarda, İkinci Dünya Savaşı’nda ölen askerler için yapılmış meçhul asker anıtları gündemdeydi.

Arif Nihat Asya, bu şiirinde şehitlerle ilgili olarak böyle bir ifadenin kullanılamayacağını söylemek istiyordu. Şairin bu mısraları, Trablusgarp’tan başlayarak Balkanlar’da, Çanakkale’de, Kafkaslar’da, Filistin’de, Kanal’da, Kûtülamâre’de ve Bakû’da şehit düşen askerlerimiz için dökülmüştü gönlünden. 

6 yıldır esir tutulan ve kalleşçe katledilen 13 askerimiz, polisimiz ve MİT görevlisi canımızı defnederken bile gazetelerde hala 13 sivil ibaresinin kullanılması onlara yapılan büyük bir saygısızlıktır. 

Şairin “Destanı öksüz, sükûtu derin meçhul askerin” mısrası bu konuda oldukça manidardır. Onun için bizde meçhul asker anıtı olamaz, olmamıştır, olmayacaktır da. Şehitlerimizin hiçbiri isimsizliğe terk edilemez. Onların adı da sanı da rütbesi de bellidir. Üstelik gidecekleri yer de cennettir…

COVID-19

Alışveriş merkezlerini bilirsiniz. İnsanı anında duyarlı bir moda sokarlar. AVM’deyken ellerindeki çöpleri bile kağıt, cam, yahut plastik atık çöplerine ayrı ayrı atan o duyarlı insanımız arabasına binip de evinin yolunu tuttu mu penceresinden sallayıverir doğaya o koskoca poşeti … 

Maske takmak da sanırım kendini ve karşındakini koruma meselesi yerine AVM’deyken gösterdiğimiz sahte duyarlılık gibi bir hal aldı. Birbirimizle buluşurken ilk karşılaşmada maskeliyiz ama ya sonra..! Maskeler fora, çaylar kahveler ve dip dibe o eski sohbetler. Sosyal mesafe ne mümkün. Covid zaten dostundan ya da tanıdığından geçmezmiş insana J

Özledik haklısınız o eski günleri ama biraz daha sabır. Ve lütfen biraz daha duyarlılık.  

Covid gitmek istiyor ama sanırım biz göndermiyoruz

Hatta ne olur biraz daha kal der gibiyiz…

BİRAZ DA FARKINDALIK

Siz hiç kendinizle yine kendiniz arasında sıkışıp kaldınız mı?

Mahkeme salonunda hakiminde, mahkumunda aynı kişi olduğu gibi bir ahval.

Her iki tarafında kendini haklı bulduğu ve çözümsüzlüğün tek çözüm ilan edildiği, belki de bazen sadece gitmek yahut yok olmakla çözümlenecek bir paradoks

Kendinle kendin arasında kalmak…

Büyük babamız Adem’den beri kendi kendimize sorup durduğumuz ve cevabı hep uzaklarda ararken sorunun altını kaldırıp bir türlü bakmadığımız, cevabın aslında sorunun içinde gizli olduğu bir kıvam.

Peki haklı olan hangimiz?

Kendimiz mi yoksa yine kendimiz mi?

Yahut biz kaç tane kendimiziz?

İnsan denen eşref-i mahlukat aslında kaç tane kendisinin toplamından oluşuyor?

Bir yanımız, yani bir kendimiz ağlarken bir kendimiz gülecek mi?

Bir kendimiz severken bir kendimiz nefret mi edecek?

Bir kendimiz huzur içinde yaşarken bir kendimiz sövecek mi?

Bin parçaya bölünmek böyle bir şey mi yoksa?

Kim yerleştirdi içimize bu kadar farklılığı?

Çatışıp duracak mıyız hep kendi kendimizle

Yanardağ gibi patlayıp duracak mı içimiz 

Bitmeyecek mi içimizdeki bu kavga, bu kıyam, bu kıyamet

Uzlaşmak mümkün değil mi bir noktada?

Bir gün affedemez yahut azledemez miyiz kendi kendimizi?

Her melek şeytanıyla beraber doğmak zorunda mı?

Yahut her şeytan bir gün melek olmak zorunda mı..?

Sağlıcakla kalın…



ARŞİV YAZILAR