Nermin  Ergenekon

Nermin  Ergenekon

ATATÜRK PARKI’NI ÖLDÜRME HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR…


Kısa adı MIP olan Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği’nin kent merkezinin en gözde mekanı olan Atatürk Parkı’na kurduğu ölüm tuzağının tüm hazırlıkları neredeyse tamamlandı. Mevcut limana 176 bin metrekarelik bir alan kazandırmak için sermayenin giriştiği bu çevre cinayetiyle Mersin’den geriye giderek mezar taşındaki adı kalacak.

2007’den günümüze Türkiye’de sermayenin kentleri ve kent halklarının haklarını ele geçirme girişimleriyle başlayan vurgun ve talandan yara alan kentlerden birisi de Mersin oldu.

Gençliğini yaşamadan yaşlanan, genetiği bozulan bu kıyı kentinde her geçen gün kentsel değer kayıplarına yönelik kaygı ve şüpheler bugün virüse dönüştü. Çünkü Mersin cazip bir rant merkezi özelliği taşıdığı için atom bombasıyla değil, politik kararların kestirme marifetiyle bir beton çölü oldu. Kentler canlı mekanlardır. Canlıların ölümü, beyin ölümü ile başlamaz mı? Kent belleğini yok etmekle de kentin beyin ölümü gerçekleşir.

Son günlerde MIP, şuursuz bir hamleyle Atatürk Parkı’na nazır çevreyi on binlerce ton taşlarla doldurmaya hazırlanıyor haberleri, uykuları kaçırıyor. Mersin’in yeşil kurtarıcısı, kent kimliğinin 70 yıllık yüzük taşı “Atatürk Parkı” Mersin’in, Mersinlinin elinden alınıp, kentin gözleri kör edilecek…

Mersin’e karşı işlenmeye hazırlık yapılan bu suçun aktörleri, hak ve hukuk dinlemeyen vicdanları tedavülden kalkmış, siyasal erk ile sermayenin acımasız gücüdür. Yakın bir gelecekte kentin kalbinde yer alan söz konusu alandaki vahim görsellik bir soluk vahasını cehenneme çevirecektir. Akıl tutulması gibi…

Bakınız dünyadaki sesini duyurmuş parklara: Ueno Park, Tokyo 1874’te yapılmış. New York Park 1857’de Grant Park, Chikago 1844’te yapılmış. Hyde Park Londra 1637’de, Lumpin Park Bankok 1920’de, Buen Retiro Park Madrid 19. Yy’da, Gülhane Parkı, İstanbul 1912’de. Bu örnekler çoğaldıkça Mersin’e yapılan acımasız kıyım daha iyi anlaşılıyor.

Akkuyu Nükleer Santrali dayatıldı. Tevfik Sırrı Gür Stadyumu bugün masal oldu. Gelecekte kim bilir hangi sermayenin sağlam kalesi olur…

Mersin’in fiziksel ölümü son elli yılda, mavi ve yeşilin griye boyanmasıyla gerçekleşti.

Belli aralıklarla ortaya çıkan mekan ve çevre krizleri karşısında sonuç ne olursa olsun bir türlü kent tek yürek olamadı…

Diyelim ki, Mersin’in DNA’sı değişti. Belli ki Mersin halkının da büyük ölçüde DNA’sı bozulmuş. Susanlar, tepkisiz kalanlar çoğunlukta, karşı çıkanlar bir avuç azınlık…

2015 yılında, Mersin Emniyet Müdürlüğü’nden almış olduğum verilere göre dernekler masasına kayıtlı 2020 adet sivil toplum örgütü ortaya çıkmıştı. Sayıları binlere ulaşan bu STK’ların bin beş yüzünü etkinlikten yoksun diye elersek, geriye kalanlar neden bu kentin çığlıklarına kulak tıkar? 1992 yılında “Doğu Akdeniz’in kirliliğine karşı” baş kaldıran ve içlerinde bilim kadınları, siyasetçi ve bir prensesinde bulunduğu 850 kadın Mersin’e gelerek bir haftalık müthiş bir etkinlik gerçekleştirmişlerdi. İçlerinde UNESCO temsilcilerinin de yer aldığı dünya kadınlarının yaklaşık 30 yıl önce Mersin’de gerçekleşen çevre konulu bu uluslararası etkinlikten sonra bu kentte bir daha demokratik güçlü bir se duyulmadı…

Ne üniversiteli kadınlarımız ne STK’lı kadınlarımız ne de siyasetin içindeki kadınlarımız konuya ısrarla duyarlı değil.

Hep kent dinamikleri, kent kurmayları, kent aktörleri deriz ya!.

Kimsenin sesi soluğu çıkmıyor. Sermayeyi omuz üstünde taşıyan siyasal iktidar bu gidişle Mersin’de sermayeye sağlam kaleler yaratmakta pek zorlanamaz. Şimdiden yaşadığımız kentte Suriyeli, Katarlı, Iraklı sözü dinlenir hatırlı patronlar çoğaldı…

Ne dersiniz, sermaye Mersin ve Mersinli üzerinde egemenlik mi kuracak..?

 



ARŞİV YAZILAR