İlkay  Adalıoğlu

GOOD MORNING AFTER SUPPER


Henüz televizyonda aktif çalıştığım zamanlardı.

Her gün birkaç defa yayına çıktığım için  kuaföre gider, giyimime kuşamıma ekstra önem verirdim.

Pandemi günlerinin aksine…

Bir gün yayın çıkışı hoş bi mekanda, herkesin eşiyle katıldığı kalabalık bir grupla yarı protokol bir yemeğe katıldık. Malum, hanımlar böyle etkinliklerde kendi ilgi alanları hakkında konuşmayı severler. Kendisi aynı zamanda değer verdiğim bir arkadaşım olan Emine Ak tasarımı üzerimdeki ceket, herkesçe çok beğenildi.

12 yaşında terzi kalfası olarak başlayan iş yaşamını kesintisiz 46 yıldır hep üstüne koyarak devam ettirmeyi başarmış Emine Ak, tasarımlarına aktardığı özgür ruhunu, yaşamına da yansıttı. Hal böyle olunca işinden çok özel hayatı konuşuldu.

Marjinal her kadının dramıdır bu.  

Bu ülkede bir ağaç, bir hayvan, bir çocuk ve bir de kadın olmak çok zordur.

Hele ki sıra dışı bir kadın olmak kadar zoru yoktur.

Böylesi kadınlar,  sistemle mücadele ederken bir taraftan da  ‘uyum sağlamış hemcinslerinin patolojik aşağılık kompleksinden kaynaklı geliştirdikleri sistematik mobbingine de mazur kalır çünkü.

İşyerlerinde, kendi aile çevresinde, sosyal hayatın zorunlu kıldığı insan ilişkilerinde,

Hastanede, markette, sokakta 7/24 her yerde…

Neyse, ne diyorduk? ”  Masada Emine Ak’ın işi konuşulurken, ismine vermeyelim bir kadın arkadaş, özel yaşantısı hakkında gereksiz bir bilgi verdi. Aklınca tercihleri yüzünden O’nu aşağılar nitelikteydi.  

Bu arkadaşın, ne dediğini, henüz anlamaya çalışırken Eşim Ali Adalıoğlu,  hala unutamadığım göğsümü kabartan, içimi gururla dolduran bir konuşma yaptı. Dedi ki: “Valla özel hayatını nasıl yaşıyor beni hiç ilgilendirmez. 50  yıldır çalışıyor. Kendi parasını kazanıyor. İnsanlara iş öğretiyor. 6 yaşımdan beri çalışan biri olarak, emeğiyle var olan insanlara hep saygı duymuşumdur. Hele de bu kişi, bir kadın ise saygım daha da artar. Üretmeyen buna karşılık sadece konuşan kadınlara örnek olmasını dilerim.” 

Bu konuşma aynı zamanda bir erkeğin bir kadına verebileceği en iyi tavsiye.

Tıpkı zamanında Mehmet Aslantuğ’un “Kadın evde otursun, çocuklarına baksın. Erkek çalışsın” diyen Hülya Avşar’a “Hiçbir kadın geleceğini, bir adamın vicdanına, aşkına, samimiyetine, gün sonunda bir gün aklının karışmasına, yanılgılarına bırakmamalı” yanıtı gibi.

İşte medya ürünü haline gelmiş, bu sayede ünlü ve zengin olmuş Hülya Avşar’a en güzel cevaptır İstanbul Sözleşmesi.

Kendisi de bir zamanlar kadınlığından yakalanmış, seks görüntüleri servis edilmiş, ne iş yaptığı konusunda emin olamadığım ortaya karışık ünlüler grubundan Gamze Özçelik, geçenlerde ‘sözleşmenin bir kıymet-i harbiyesi olmadığını’ ifade eden  bir konuşma yapmış. Gamze Özçelik gibilere anlatılması gereken manifestodur İstanbul Sözleşmesi.

Sokakta mikrofon uzatılınca “İstanbul Sözleşmesi beni ilgilendirmez. Ben Antep’te yaşıyorum. İstanbullular düşünsün” diyen  bilgi yoksunlarına,  dimdik ayakta duran ve daima hayatın içinde olan  mücadeleci Emine gibi kadınların yaşam tarzıyla yanıtıdır, İstanbul Sözleşmesi.

20 yıldır iktidara her türlü desteği atan TÜSİAD,  bugün çıkmış İstanbul Sözleşmesi ve kadın haklarından dem vuruyor. “Laiklik, vazgeçilmezimiz” falan diyor.

Bu cehennemin yolunu birlikte döşedikleri tek adam rejiminin ne kadar ileri gidebileceğini nihayet görebilmişler.

Tebrikler…

Bir zamanlar “Laikçi Ablalar”, “Endişeli Teyzeler”, “CHP kafası” gibi sözlerle gevrek gevrek gülüp, dalga geçtikleri günlerden bu noktaya geldik.   

Tek Adam’ı tek adam yapan, Şahsım Devleti’ni şahsa endekslerken ayakta alkışlayan 20 yıl sonra uyanmış TÜSİAD’ın,  iktidarı eleştiren sözlerini işitince gözlerim doldu ne yalan söyleyeyim.

İngilizce bir söz var : “Good mornıng after supper”

Kelime olarak değil ama bizdeki anlam karşılığı tam olarak şu:  

Uyan da balığa gidelim”

 

 

 



ARŞİV YAZILAR