Necdet Canaran

Necdet Canaran

Bana ‘gel’ deme, gelemem..


Telefonuma gelen mesaj dört sözcükten ibaretti. Tercümesi: Fikret Ünver göç etti.

Yediğimiz, içtiğimiz, dara düştüğümüzde danıştığımız, darılıp uzlaştığımız, nice gazetecilik anısı biriktirdiğimiz, dertleştiğimiz, şakalaştığımız sıra dışı gazeteci Fikret abi..

Bizim civcivli mahallenin Fikret abisi..

“Göç” sözcüğünü sadece okumak bile beni sarhoş etmeye yetti.

 On yıllar geçip gitti gözlerimin önünden, kaç leylim bahar..

 

**

 

Fikret abiyi gökten yağmur değil hüzün yağan bir cumartesi günü uğurladık. Helalleştik. Gömütlükte bir genç gazeteci sordu: Nasıl biriydi?

 

“Eşi az bulunur bir fikir işçisidir” dedim ve ekledim: Has bir yazardır ve dahi yazarlığı kadar has bir turşucudur!

Şimdiki zaman kalıbında sözcükler kurdum ya, şaşırdı çocukcağız, sonra bakınca anladı: Küpe basılı hıyar turşusuna dönmüş halime!

 

**

 

Nisan’ın ilk pazartesi günü Güney gazetesindeki büyüklerimiz, küçüklerimiz Fikret abiyi anlatan haber ve köşe yazılarında (Adalıoğlu, Yağmur) 11 kez “öldü” demiş: Öldü!

Okudum, anlamadım. Sözlüklere baktım, böyle bir söz bulamadım.

Sonunda çeyiz sandığımı karıştırdım:

“Ağaoğlu Ahmet Beyin el yazısı çok karışıkmış, zor okunurmuş. Tan Gazetesi’ne yazdığı yazıdaki bir kelime okunamıyormuş. Mürettipler, musahhihler okuyamamış, yazarlara gösterilmiş onlar da okuyamamış. Sonunda içlerinden en cesaretlisi yazıyı Ağaoğlu’na götürmüş. Ağaoğlu Ahmet yazısındaki okunamayan kelimeye bakmış, bakmış kendisi de okuyamayınca işin içinden şöyle çıkmış:

-O kelime yoktur!”

 

Ali abim, Abidin: Fevkalade müteessir oldum. Benim sözlüğümde “göç” var o kelime yoktur!

 

**

 

“Bir daha yazmayacağım” diye yemin etmiştim. Yeminimi bozdurdun ya bana abi, aşk olsun! Yine görüşeceğiz ara sıra satırlarda.. Ama ola ki şu sıralar özleyip de, bana ‘gel’ deme, gelemem; mazeretim var: Rakının yanında erik yemeden göçmeyeceğim. Ve fakat göçtüğün yerdeki büyüklerime selam söyle sevabına: İsmet abiye (Barlas), Peyami abiye (Safa Maracı), İpek ablaya (Tufan), Gündüz Baba’ya (Artan), Nevzat abiye (Çağlar), Hamdi abiye (Yurdakul), Müfit Emmi’ye (Bekiroğlu) ve bilhassa Selçuk abiye (Ölçer) selam söyle..

 

**

Bu kadar cırladım, yeter.. Daha gidilecek yerlerim var. Önce derede çamaşır yuğacağım. Ve sonra akşamın alacası çöktüğünde iki kadeh rakı içeceğim -ki- dünyamın rengi değişsin.

 

Ne demiş ozan:

Yağar ki sokaklarda bir uzun yağmur,

Islanırım ıslanırım anlamam (Edip Cansever).



ARŞİV YAZILAR