Hülya Aslan

“Avrupa’da daha çok insan üzerinde duruluyor”


   Köşe yazısı yazmanın ülkemizde hem çok kolay hem de çok zor olduğunu belirterek başlayayım. Kolay çünkü daha önceki yazılarımda da vurguladığım gibi memleket yazmanıza kaynak olacak ve pek çok ülkede göremeyeceğiniz çokluk ve “değerde” haber, konu, olay, uygulama ve sözlerden geçilmez durumda.

Zor. Çünkü her biri birbirinden önemli hatta başka ülkelerde yıllarca üzerinde tartışılan konuların bizde oldu bittiye gelmesi ve bunları yazmak/ okumak……… Gerçekten çok zor. Hem yazanı hem de okuyanı yeter dedirttiren cinsten her biri. Ülkemizin bugününü ve geleceğini sıkıntıya sokan bu ülkede yaşayan çocuk, genç, kadın, yaşlı demeden yarınlarına kaygılı bakan insanlarımız nasıl bu kadar şeye birden maruz kalabiliyor diye de hayretimizi gizleyemediğimiz durumlar. 

 Bunlardan biri…. bir kadın ve bir milletvekili. Hangi partili olduğunun bir önemi yok. Mensubu olduğu partinin sadece yüzde 18,69 oranında olan kadın vekillerinden biri. Kayseri’den meclis sıralarına katılmış. Ve aynı sıraları paylaştığı 54 kadın vekilin bir çoğunda gördüğümüz/işittiğimiz gerek meclis kürsüsünden gerekse basına verdikleri  “Kadınlar- İstanbul sözleşmesi” gibi konularla ilgili demeçlerde hem cinslerini gizliden ya da açıkça suçlayan açıklamalar yapmada yarışıyorlar adeta.

  Bu kadın vekil de beyanların da diğerlerinde olduğu gibi “şark kurnazlığı” nı çok iyi uyguluyor. Mesela “Biz olaylara daha kolektif yaklaşıyoruz. Bizim için aile korunması gereken bir kurum. Bu noktada İstanbul Sözleşmesi’nin yaklaşımını doğru bulmuyorum” diyerek sanki İstanbul sözleşmesi olaylara kolektif yani birlik bütünlük içinde yaklaşımı bozuyor. Aile kavramını param parça ediyor. Ve hatta öyle demeye getiriyor ki, ülke bütünlüğü neredeyse İstanbul Sözleşmesinden geçiyor….

   Yazılı metni ortada olan İstanbul Sözleşmesine ilk imza atan da hazırlanmasında katkı sunanda mensubu olduğu partinin etkisi yadsınamazken bugün bu söylem niye. Bu vekile sormak lazım o zaman kafanızda ki aile kavramı neydi şimdi ne oluverdi?

   İşin özü açık tipik bir şark kurnazlığı örneği o kadar. Niye mi? Çünkü  o zamanda aile filan sizin için oy kaynağı dışında bir şey değildi bugün de öyle….

   Kaldı ki İstanbul sözleşmesinin aileye yaklaşımı ile ilgili hiçbir yeri bu vekilin ve benzerlerinin dediği gibi bir ifade taşımıyor. Kendileri de gerçekten bu sözleşmeyi okumuş ve anlamış olsalar bunun böyle olmadığını görürler diye umuyorum.

“ Bizim kültürümüz ile onların değerleri, gelenekleri, kültürleri farklı gibi klişe sözlerle” İstanbul sözleşmesine bakışları bu şekilde yönlendirmeye çalışmak ancak bugün rüzgâr bu yönden estiği için olsa gerek.

    Yani günlük politikalara alıştırılan halkımıza  bugün güvenli limanın(ki kendileri için….. halkla ilgisi yok) bu sözleşmeyi “tu kaka” yapması gerektiğinden geçiyor o kadar…

    Zaten okuma sıkıntısı(doğrudan okumayan demek hoşuma gitmiyor) olan güzel halkım da böylece bu sözleşmenin ne anlama geldiğini bunun gibi vekillerin aracılığı ile sözde öğrenmiş(?) ve fikir sahibi olmuş oluyor.

Yapılan sokak röportajlarından ekranlara yansıyanlar ya da diğer sosyal medya paylaşımlarından bunu çok net görüyoruz.

Aynı kadın vekil “Avrupa’da daha çok insan üzerinde duruluyor” diyor.

Ben de bir kadın olarak şunu mu? diyor diye düşünüyorum

Evet, ülkemizde insan üzerinde durulmuyor. Ben ve Kayseri’den vekil seçildiğim partim varsa yoksa hangi manevrayla günü kurtarır türbinlere oynarız diye bakıyoruz…Değilse günde 3 kadın öldürülmüş onlarca çocuk öz babaları tarafından taciz/tecavüze uğramış insan üzerinde duranların işi….

  “Biz gelenek, kültür ve değerlerimiz gereği o işlere bakmıyor ve doğruda bulmuyoruz” diye anlıyorum bu ifadelerini…

  Neden şaşırdınız…Vekil İstanbul Sözleşmesini istediği gibi anlayıp kitlelere istediği şekilde yuttururken sorun yok…. Benim de verdiği demeci bu şekilde anlamam da  sorun olmamalı değil mi? 

 

 



ARŞİV YAZILAR