Zeynep L.

Nostalji


            Benim küçüklüğüm 90’lı yıllarda geçti. Şimdi bulunduğumuz zamandan o senelere baktığımda, Türkiye için çok ilginç bir zaman olduğunu anlıyorum. Politik açıdan bahsetmiyorum kesinlikle, 90’ların açtığı yaralar bambaşka bir konu. Ben, daha çok kültürel açıdan bahsediyorum. Müzik, televizyon ve moda özellikle. Biraz daha kafası karışık, biraz Amerika’yı takip eden ama çok daha değişime açık olan bir zaman...

Ablamla beraber bol bol televizyon seyrederdik. Annem ve babam, o zamanlar çok fazla televizyon programı olmadığı için çocuk programları çıktığında hemen kasetlere kaydederlermiş. Aynı programları keyifle defalarca seyrederdik, gözlerimiz ekrana kilitlenmiş gibi.

İlk aldığım kaset Yonca Evcimik’in Abone albümüydü. Aldım derken, babaannemden istemiştim bana alsın diye. Onun evinde dinlerdim sözlerini bağıra bağıra söyleyerek. Hiç hoşuna gitmezdi. Onun klasik müzik kasetleri vardı ya da radyo dinlerdi. “Bu aptal saptal şarkıları dinleme kızım,” derdi. Ama hiç bir zaman durdurmazdı keyfim yerinde diye. Bir noktada Kral TV’nin ortaya çıktığını hatırlıyorum. O da hiçbir eğitici yanı olmayan bir şeyi seyrettiğimiz için annemle babamın hoşuna gitmezdi. Onu da gizli gizli seyrederdim şarkıları ezberleyene kadar.

Bazen nostalji olsun diye o kliplere bakarken buluyorum kendimi. Kıyafetler, grafikler, şarkı sözleri o kadar ilginç ki. Hipnotize olmuş gibi seyredebilmek o kadar da tuhaf gelmiyor. Danslar hiç koreografi görmemiş gibi (Harun Kolçak’ı düşünün mesela), saçlar permalı ve çılgın, kıyafetler deseniz hangi tarz olduğu belli değil. Şarkı sözleri, melodiler, evet belki sanat eseri değil ama şimdiki pop şarkılarından çok daha yaratıcı ve çekinmez. Bu kliplerde sınırları aşma isteği var, yeni bir şey yaratma. Evet tabii ki batıdan etkilenme olduğu bariz ama o ilhamla tamamen başka bir şey yaratılıyor, sadece Türkiye’de olabilecek birşey.

Abone’den bahsettim diye onu örnek vereyim: “ballı lokma tatlısı, aman hadi hayırlısı…” Bu Türkçe’den başka bir dilde hayal edemediğim sözler öyle bir ortamda söyleniyor ki. Disko ışıkları altında, âmiyane bir hava ve kıyafetler, herkes ritme ayak uyduruyor. Bu zamanın şarkılarını dinleyip kliplerini seyrettiğim zaman bazen ne demeye çalıştıklarını anlayamıyorum, hatta belki hiçbir şey dememeye çalıştıklarını anlıyorum. Sadece ritme ayak uydurup, bağıra bağıra tuhaf şarkı sözlerini söyleyip garip kıyafetler giymek için bir bahane bu şarkılar ve klipler. Neyin güzel, neyin iyi, neyin kaliteli olduğunun belli olmadığı bir zamanda bir nevi bir özgürlük oluşuyor. Tek amaç bir öz-anlatım.

Sanırım belirsizliğe özlem duyuyorum. Bu güzel, bu çirkin, bu kaliteli, bu kalitesiz demek yerine, “ne ilginç,” diyebilmeye. “Nereden akıllarına gelmiş bu?” Denilen bir zamana. Berlin yine biraz daha kozmopolit, ama burada bile farklı olmak için seçilen belirgin birkaç tarz var. Türkiye’de ise sadece bir kaç takıma ayrılmış insan tarzı gözlemliyorum, o tarzlarda kalınca göze batmıyor kimse. Göze batmayı seçenleri bulursam beni rahatlatıyor şahsen. Bu kadar tekdüze olmayı seçmiş toplumlarda “garip” olmayı seçmek kolay değil.

Aramıza bu kadar zaman girdiği için, 90ların abuk sabukluğuna bakıyorum açıkçası dersleri anlayabilmek için. Estetik anlayışlar değişirken, neler yaratmış insanlar.



ARŞİV YAZILAR