Ergün Parlat

Ergün Parlat

Neyi anlatır küller


 Başlangıçta cennete benzettiğimiz dünyanın büyüsü bozulunca, suskunluklar kalır bize.

                On dokuz yaşımda, kendim henüz gitar çalmayı tam olarak öğrenememişken, Çocuklara gitar kursu vermeye başladım. Çünkü paraya gereksinimim vardı.

***

                Yanlış arkadaşlar seçiyoruz ve onlarla gereğinden fazla zaman geçiriyoruz. Sonuç? “Herkesin içinde biraz kötülük vardır,” gibi ya da benzeri bir söz uydurup avunarak, durumu kurtarmaya çalışıyoruz.

                Ingebor Bachmann: “İnsanın yaşayamadığı şeydir yaşam,” demiş.

                Küllenme bir dönüşümden başka nedir ki? Yaşadığımız bir yığın dönüşümlerden herhangi biri. Dürüstlüğün gerçeği söylemekle pek bir ilgisi yok. Tutarlı, insanlara yarar sağlayacak doğruları söylemek önemli olan. Çünkü bozuk makineler üzerlerine düşen görevi yapamazlar.

                Neyi anlatır küller? Yaşayanlara bakınca, iyilerin neden erken öldüklerini.

                Gün ışığı ay ışığına, ay ışığı yıldız ışığına dönüşüyor. Yıldız ışığı da daha sonra kayan bir yıldız oluyor. Kayan yıldız ise en sonunda bir kül yığınına dönüşüyor. Daha önce şöyle söylemişlerdi bize: “Dünya kötü bir yer, yaşamak için korkunç bir yer.”

                Adolfo Bioy Casares; “Hayat hiçbir anlamı olmayan büyük bir şakadır” diyor.

                Ne denli korkusuz olsanız da, ölümün gölgesinin düştüğü bir vadide yürümek kolay değil. Bir başınıza olacaksınız. Elinizi tutan, kulağınıza sizi yüreklendirecek sözler fısıldayacak hiç kimse olmayacak. Daha yapmak, gerçekleştirmek istediğiniz onca şey varken.

                Aklında paradan başka hiçbir şey olmayan eğitimli aptallarız. Hiçbirimiz kör değiliz, ama incittiğimiz, sıkıntı içinde yaşayan insanları görmüyoruz.

                Öğrenmemiz gereken çok şeyler olduğunu söylediler hep ve “Yok artık, onu da yapamazlar,” dediklerimizi bir bir yaptılar. Toplumun değişimine koşut olarak bireyler de değişim gösteriyorlar. Ne konuştukları ve nereye yürüdükleri konusunda özenli davrandıkları söylenemez insanların.

                Ne çok karşı karşıya kalıyoruz ve ne çok zaman harcamak zorunda kalıyoruz aslında bunları asla hak etmemiş insanlarla.

 

2

                Bir ömür boyu çile çektiğimiz kanısındayken, en sonunda tüm yaşadıklarımızın birer şaka olduğu söylenirse bize, ne yaparız o zaman?

                Ne vardı ki ne kalsın. Şairin dediği gibi; ‘Doğrusu herkes ancak biraz vardı’.

                Ancak biraz var olanların yüzlerine bir bakın. Görüp anlayacaksınız: Onlar yorgun köleler. Tıpkı yaşamları gibi; bitkin ve gri. Kül rengi.

                Yurttaş Kane filminde şöyle bir replik geçiyordu: “Yaşlılık sona ermesi istenmeyecek tek hastalıktır.”

                Gertrude Stein ise şöyle demiş: “Bütün insan yüzleri, dünyanın yaşına eş değer bir eskiliği yansıtır.”

                Başlangıçta ilkbaharın sevecen soluğu alnımızı okşayarak bizi uyandırmıştı. Şimdiyse sonbaharın gri külleri var salt ve her şey geçici.

Son söz olarak şunu söylemek isterim: Yazdıkları için değil, yazmadıklarından dolayı el üstünde tutulan bir kalem olmak istemem hiçbir zaman.

 

                                                                                                              



ARŞİV YAZILAR