Hülya Aslan

SALGINDA BİR SINAV DAHA


 Bir lise giriş sınavı daha salgın ortamında bitti. Ancak peşinden pek çok sınav örneklerinde gördüğümüz yıkımı, güvensizliği ve “şaibe” iddialarını da getirerek.

 Milli Eğitim Bakanı Selçuk, “soruların bir yayındaki ile benzerliği ile ilgili “şaibe” söylentilerini kastederek "Bunu iddia eden her kimse bu iddiaları ispatlaması gerekiyor" diyerek yapılan sınavda çıkan soruların kimseden alınmadığı ve kimsenin de sorusunun yayımlanmadığı ifadelerini kullandı.

   Velakin  tuz koktu deniliyor ya  bizim sınavların kokusu da tuzun kokması boyutuna ulaştı. Ve bu öyle bir koku ki ülkeyi yıllardır sarmış durumda.

    Artık ne savunma yaparsanız yapın gerek veliler ve gerekse öğrencilerin sınavlara olan inancı ve beklentisinin uğradığı erozyonun önüne bu sistemle geçmek imkansız görünüyor.

   Kaldı ki üreten bir toplum olabilmenin yolunun bu eğitim sistemi ve bu şekilde yapılan sınavlardan geçmediğini belirtmeyen kalmadığı halde her şeyden fire verilir ancak sınavların yapılmasından asla denilen bir yol izlenerek yapılıyor sınavlar.

    Öyle ki çocuğun tutum ve davranış değişikliği ile beceri ve yetenek kazanımlarına yönelik hiçbir olumlu etkiye sahip olmadığı herkesçe biliniyor olmasına rağmen sınav furyası olanca hızıyla eğitim sistemimizde yerini koruyor.

   Sonuçta 2020 Mart ayından bu yana okul yüzü görememiş binlerce çocuk her şeye rağmen LGS ye girdi. Bir milyon iki yüz bine yakın öğrencinin öyle böyle değil gerçekten zorlanabilecekleri de bir sınav yapıldı. Sınavla öğrenci alan okulların en fazla 175 bin kontenjanına karşılık.

  Peki bir milyonu nereye gidecek dersiniz. Kontenjan sorunu olmayan imam hatip liselerine ya da özel okullara ….

   Sanırım salgınla yaşanan eğitim öğretime erişimde ki bunca derin eşitsizliğin sınavlarda öğrencileri buluşturma ile ortadan kalkacağı ve imam hatipler ile özel okullara kaydırmalarla da sorunların kökten çözüldüğünü düşünülüyor olmalı bakanlık.  Ancak böyle bir çözümün mümkün olmadığının bu sınav sonuçları da önemli bir göstergesi olacaktır.

    Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığının daha fazla belirsizlik içerisinde ve sloganlaştırılmış kalıplardan çıkıp ülkemizin bu salgında aldığı eğitim hasarlarının her boyutu ile tespitini ve telafi yollarını raporlaştırdığı çalışmalar ile biran önce tamamlama(telafi) programlarını eğitim ordusu ile paylaşması gerekiyor.

  Milli Eğitim Bakanlığının öğretmen ve öğrencilerine elinde var olan tüm imkanları ile ulaşıp  sosyal psikolojik ve eğitim öğretime yönelik kayıpların verileri somutlaştırılmalıdır.

     Öğretmen ve öğrencilerini kenara koyarak ve eğitimin gerçek ordusunu dikkate almadan yapılacak olan telafi programları karneleri 18 Haziranda verip okulları 2 Temmuzda kapatma benzer.

    Ya da okulları açıp  “isteyen” gelsin demeye döner. Okullarda yüz yüze eğitimin başladığı bu bir haftada görüldüğü gibi “isteyen” öğrenci sayısı okulların öğretmen sayılarından daha az ve aynı zamanda amaçsız bir görüntü ortaya koyar. 

  Eğitim Sistemimizin ayaküstü kulağa yumuşak gelen sözlerle değil ayağı yere basan veri ve uygulamalarla ve toptan bir sistem değişikliğine çok acil ihtiyacı var

  Her zaman belirttiğimiz gibi salgın sürecinden büyük dersler çıkarmak ve bu derslerin ışığında eğitim devrimi yaratmak mümkün olabilir………  

 



ARŞİV YAZILAR