Hülya Aslan

FAALİYET HARİTASI VE MEB


 

  Geçmiş pek çok yazımızda belirttiğimiz gibi teknolojinin geldiği bu nokta da pandeminin en kısa sürede önüne geçilebileceği beklenilen bir durumdu. Ancak teknolojinin gelişmişliği yeni pandemilerin ya da farklı mutasyonların (hele ki doğanın en büyük kıyımının yaşandığı bu son otuz yılda) olmayacağı anlamına da gelmiyor elbette.

   Eğitimci olan bizler aynı zamanda şunu da sıkça belirttik. Bu salgın günleri pek çok eşitsizliğin yanında özellikle eğitime erişimde ki müsavatsızlık boyutunu daha da gözler önüne serdi. Eğitim hakkının eşitsizlik sarmalı ile daha da  yoğrulduğu yaklaşık bir buçuk yılın  ardından alınması gereken önlemlerin günü kurtarmanın ötesine geçirmek gerektiğini de özellikle yazmayı bir görev saydık.

   Eğitim öğretim düzenlemelerinin günlük politika malzemesi olmaktan ve pedegojik birkaç özlü sözlerden kurtarılıp çocuklarımızın yarınlarının ışığı olacak yola girmesi çok ama çok gereklidir. Çünkü okul terklerinin artmasından ekonomik kayıpların artmasına kadar her türlü olumsuz tablo ile ülkelerin karşı karşıya kalabileceği raporlarla sunuluyor. Dolayısıyla zaten varolan toplumsal ve küresel eşitsizliklerin derinleşmesinin kaçınılmaz olduğunu ve bu durumun gelecek nesillerin kaybı anlamına geldiğini görmek gerekir.

 

    Milli Eğitim Bakanlığının da bu tabloyu görebilmesi ve bugüne kadar planlı ve uygulanabilir bir tamamlama ya da telafi programı ile eğitim ordusunu aydınlatması gerekirdi. MEB sayfasında yer alan “Telafide bende varım faaliyet haritası”  gibi içeriği olmayan ve  okul müdürlerinden il müdürlerine kimsenin ne yapılacağı ile ilgili hiçbir bilgiye ulaşamadığı bir “haritayla” bu yaranın kapanamayacağını bir kez daha belirtelim.

  Bu nedenle salgının yol açtığı eğitim ve öğretim kayıplarının yarattığı /yaratacağı her türlü olumsuzluklar yanında  çözüm yollarını da ortaya koyan ve çeşitli ülkelerin uygulamaya geçirdiği örnekleri ve hazırlanan raporları dikkatle incelenmek gerekiyor.

    Bakın Türk Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu olan TEDMEM “Türkiye’nin Telafi Eğitimi Yol Haritası” diye bir rapor yayımladı. Raporda, “ ilk olarak eğitim sistemlerinin yaklaşık son bir yıldır salgına yönelik tepkileri ve uygulamaları incelenmiş, ardından salgının çocuklar üzerinde yol açtığı kayıplar akademik, sosyal ve duygusal ve ekonomik olmak üzere üç boyutta ele alınmıştır. Dünyada ve Türkiye’de söz konusu kayıpları telafi etmeye yönelik uygulamalara mercek tutulan raporda, son olarak Türkiye’de öğrencilerin kayıplarını telafi etmeye yönelik ihtiyaç bütünsel bir çerçevede ele alınmış ve bu ihtiyaca yönelik müdahale alanları ve eylem planına yer verilmiştir” denilmektedir.

İçindekiler, sunuş ve kaynakçalar bölümünü çıkarırsanız yaklaşık 70 sayfadan oluşan bir rapor bu. 28 Mayısta sunuldu. İki gün boyunca bu raporu inceledim.

  Özellikle  “Dünyada ve Türkiye’de  Eğitimde  Telafi Süreci” bölümü üzerinde çokça durulması gerekiyor. Çünkü Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un telafi programı diye açıkladığı “isteyen öğrenciye ve öğretmene” ya da “Telafi programında ben de varım” gibi sloganlaştırılmış bir noktaya indirgenmiş durumun ötesinde ülkelerin ciddi  kaynaklar ayırarak yürüttükleri bir programlama ile gerçekleştirildiği görülmektedir.

  Raporda da belirtildiği gibi okulların bir eğitim yılı kapalı kalması durumunda Gayri Safi Yurtiçi Hasıla(GSYH) da düşüşün 4,3 olduğu tahmin ediliyor.

   Ülkemize uyarlandığında okulların bir eğitim yılının üçte ikisinde kapalı kalmasının 80 yıllık maliyeti GSYH’de 3 trilyon dolar kayba karşılık gelmekte denilmektedir.

 

   Ancak her şeyin ötesinde kaybedilen ve çalınan geleceğin hiçbir trilyon dolarla yerine konulamayacağını üreten ülkeler çok iyi görmekte ve önlemlerini çoktandır almış bulunmaktalar.

       Biz hangi haritanın peşindeyiz……………..

 

 



ARŞİV YAZILAR