Sait Dervişoğlu

TARIK BUĞRA’NIN ANDRA’SI VE POLİTİZE TOPLUM


Bugün size Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının tanınmış yazarlarından, 1991’de devlet sanatçısı ünvanını alan, 26 Şubat 1994’te yitirdiğimiz ünlü gazeteci ve düşünce adamı Tarık Buğra’nın “politize toplumla ilgili saptamalarından bahsedeceğim. Her şeyi politikadan ibaret görme anlayışının, bir toplum için çok tehlikeli olduğunu ileri sürer ünlü üstad. Bu aslında toplumun politize olması yani politika ile zehirlenmesidir. Türkiye, böyle bir ruh hâline demokrasi tarihinin çeşitli evrelerinde girmiş, ağır bedeller ödemiş ve maalesef yaşananlardan bir ders çıkaramamıştır.

Tarık Buğra, politikanın ve toplumlar üzerinde yıkıcı, çürütücü bir etkiye sahip politizasyonun, milletler için ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmak için, hayalî bir ülkeden söz eder. Bu ülkenin adı “Andra”dır (Ankara). Ona göre, politikacıların tek amacı “her şeyden önce ve daima politizayon”dur. Böylece politika, halkın tek ve önemli ilgi odağı hâline gelecek ve halk, gerçek sorumluluklarından uzaklaşacaktır. Bu süreçte sanat, edebiyat, basın ve bilim dünyasından insanlar da çeşitli beklentilerle canla başla çalışacak, çeşitli etkinlikler düzenleyecektir. Bu hizmeti görenlere çeşitli payeler dağıtılacaktır. Bu hengâmenin içinde, aklın ve sağduyunun sesi duyulmayacaktır. Karşı duranlar ise “tutucu, devrim düşmanı, yobaz, bağnaz, halkı depolitize etmek isteyen komprador” yaftalamalarıyla sindirilerek, aforoz edilecektir. Edebiyat, sanat ve bilimden ancak politikanın emrinde oldukları müddetçe bahsedilecektir.

Böyle bir ortam, tam da politikacıların istediği gibidir. Çünkü her şeyin varlık sebebi politika hâline gelmektedir. Böylece toplumun gerçek gündemi ıskalanmakta, insanlar yapay sorunlarla boğuşup durmaktadır. Tarık Buğra, politikayı küçümsemez ama onun hayatımızın en önemli unsuru olarak görülmesine karşı çıkar. Tarihimizde çeşitli kereler yaşadığımız politizasyon ona göre, bir milletin, toplumun en ciddi hastalığıdır. Bu da insanın “kendinden, sorumluluklarından, imkânlarından ve güzelliklerinden kopuşu, politikanın ve politikacının uydusu hâline gelişidir.” Politize olan bir toplum, bütün ümitlerini “Başkent”i fethetmeye savaşan “bir avuçluk politik ekiplere” bağlar. Artık bütün beklentilerini onlar şekillendirmektedir. Bu durum beraberinde nesillerin özlemi içerisinde olduğu demokrasinin “ham bir hayâl, bir ütopya”ya dönüşmesine sebep olur. Zaten demokrasi, kişilik edinmiş ve kişilikleri üzerine titreyen insanların gerçekleştirebilecekleri bir hayat düzenidir, “duygu ve düşünce dünyalarından kopan, bütün meselelerini, hattâ başarılarını, hattâ hattâ menfaatlarını şu veya bu politik ekibe bağlayan insanların değil!” Kendini millet ve ülke için tek çare olarak sunmaya çalışan politika ile en tipik antidemokrat olan politizasyoncu, Türkiye’ye bunalımlardan başka bir şey getirmemiştir. Herkesin politikayla ilgilenmesinin hakkı olduğunu belirten Buğra, bunun ancak birtakım şartları sağladıktan sonra gerçekleşmesini doğru bulur. Böylece politizasyonun yıkıcı ve çürütücü etkileri bireyi etkileyemeyecektir.

Tarık Buğra, politikanın insanları gerçek gündemlerinden ve sorumluluklarından uzaklaştırarak birer partizan hâline getirmesini engellemek adına, bu konuda birçok yazı yazmış, bunun yıkıcı etkilerini anlatmaya çalışmıştır. Bunun yolunun da sanat ve edebiyattan geçtiğini bilen Tarık Buğra, doğru bildiği gerçekleri dile getirmekten çekinmemiştir. Bizlere düşen Tarık Buğra gibi vatansever düşünce insanlarının ömürleri boyunca verdikleri fikri mücadelelerine onları unutturmayarak ve toplumu uyararak katkıda bulunmak ve bayrak yarışını devam ettirmektir…  

Ünlü üstadın şu sözleriyle veda ediyorum;

“Dünyayı berbât eden antipatilerle sempatilerdir…”

 



ARŞİV YAZILAR