Yasmina Lokmanoğlu

Antakya Ziyaretimiz


Ben Antik kentleri ziyaret etmeye bayılırım. Gezerken eskiden yaşanmışlık izleri beni çok etkiler. Bizden evvel de aynen bizim gibi ve bize benzer yaşanmışlık hikayeleri olduğunu hissederim. Antik şehirlerin en korunmuş ve en güzelleri İtalya’dadır. Ülkemizde maalesef çeşitli sebeplerden korunamıyor. Eskinin güzelliği inceliği, 80’ lerden sonra yapılan çirkin binaların yanında bakımsız haliyle bile ben buradayım ve halen zarifim, güzelim diyor. Antakya’da aynen böyle bir kent. Asırlardır, medeniyetlere ev sahipliği yapmış, her yerinden kültür, zarafet fışkıran bir şehir. Tabi ki mimarisinde Fransız etkisini görüyorsunuz. Yolda yürürken onu anlamayan kalabalık güruhu hayalimden sildim. Sokaklarını tertemiz, binaları da restore edilmiş ve kullanılan evlere dönüştürdüm. İnanın bunlar aslında çok zor değil, uygulaması çok kolay işler. Yeter ki hem yöneticiler ve halk yaşadıkları kentin parayla dahi alınamayacak bir marka olduğunu anlasın ve hissetsin.

Antakya zengin kültür mirasından, mutfakları da nasibini almış. Son moda güncel moda yemekler halk arasında benimsenmemiş. Asırlardır kuşaktan kuşağa aktardıkları yemeklerini günümüze kadar yaşatmayı başaran ender kentlerimizden. Bunu sokakta yürürken gördüğünüz seyyar satıcıdan, Uzun Çarşı’ daki esnafa kadar hissediyorsunuz. Modern simit yapan pastane de dahil meşhur Antakya simidini görebiliyorsunuz. Bence bu simit meşhur bagel ve pretzel’ in anası. Misafirperverliklerinin de kültürlerinin bir parçası. Her girdiğiniz dükkânda veya lokantada sizi gülen gözleriyle karşılayan samimi insanlar var.

Arkadaşlarımız bizi nefis bir esnaf lokantasına götürdü. Sahibi Ali  Bey 40 yıldır orayı işletiyormuş. Sadece öğlen açıyor. Menü yok kendisi size o gün pişirdiklerini tek tek getiriyor. Hepsi Antakya ev yemeği ve inanılmaz lezzetli çünkü zeytinyağı ve tereyağı ve bahçelerinde ki sebze, meyveyi kullanıyor.

Antakya’nın ikinci bir özelliği de zeytin yemeklerinin içine işlemiş. Yemekleri yerken buranın bir zeytin kenti olduğunu hissediyorsun. Yaptıkları yemekler, kurabiyelerde hep zeytinyağı kullanıyorlar.

Yemekleri eşleşme ile yiyorlar. Örneğin ekşi aşı içerken yanında muhakkak bir oruk’ tan ısırıyorlar. Denemenizi tavsiye ederim müthiş bir lezzet.

Biber ve biber salçası yemeklerinin bir parçası. Antakya Slow Food’taki arkadaşlarımız salça kültürünün kendilerine Lazkiye’den geldiğini ve eski yemek tariflerinde de çokça rastladıklarını ilettiler.

Son durağımız Samandağ idi. Denizden dik yükselen dağlara çıkıp bir eve misafir olduk. Manzara inanılmazdı. Zeytin ağaçları ve bitiminde deniz. Bilmem orada yaşayanlar ne kadar şanslı olduklarının farkındalar mı?

Antakya’nın yemek kültürünün bir benzeri de yanı başımızda Tarsus’ta. Bizde Antakya Slow Food ile bu konuda bir çalışma yapmaya karar verdik. Yemekleri, hikayeleri bulmak karşılaştırmak çok keyifli olacak.



ARŞİV YAZILAR