Mehmet S. Nane

Türk medyasının sefil hâli


Değerli okurlar, korona sonrası rahatsızlığımın devam ettiğini ve bir müddet istirahate çekilerek yazmaya ara vereceğimi sizlere duyurmuştum. Fakat sevgili ülkemizde öyle olaylar yaşanıyor ki yazmamak elde değil.

Bu yazıyı 3 Haziran 2021 tarihli “Türk medyasının hâl-i pür melali” isimli makalemin devamı olarak da okuyabilirsiniz.

 

***

 

Geçtiğimiz günlerde odatv’nin bir haberi ile medyanın içinde bulunduğu durum bir defa daha tartışmaya açıldı. Medyascope adlı internet haber mecrasının ABD’deki bir kuruluştan fon sağladığı yani para aldığı ortaya çıktı.

Rakam, 476.720 Amerikan Doları, tam 4.000.000 TL!

 

Bu medya kuruluşunun sahibi Ruşen Çakır. Artık ilkeleri mi dersiniz sloganları mı dersiniz bilemem ama çok da fiyakalı sözlerle tanımlıyorlar kendilerini: “Özgür ve bağımsız habercilik!”

 

***

 

Medyascope kendisini “özgür ve bağımsız” olarak görüyor ama ABD’den para almakta sakınca görmüyor! Her alanda bağımsızlığın ve özgürlüğün ekonomik bağımsızlıktangeçtiğini bilmiyor, anlamıyor; ya da pek iyi biliyor da işine gelmiyor.

 

Bakınız, gerçekten bağımsız olan veya olmaya çalışan, ayakta kalmaya uğraşan medya kuruluşları maddi zorluklar içinde hayatta kalma savaşı veriyorlar. 

Onlar için sözü edilen 4.000.000 TL büyük para. Fakat bu az sayıdaki onurlu medya organı bağımsızlığına halel getirmemek için bu türlü ilişkilere tenezzül etmiyor!

Çünkü biliyorlar ki sadece medyada değil, hayatın her alanında parayı veren bunun karşılığını bekler.

 

Değişmez kuraldır: Bir medya organı, para aldığı kişi ya da kurumun istediği yönde habercilik ve yayıncılık yapar. Yapmak zorundadır. Onun istediği ve belirlediği yayın politikasının dışına çıkamaz. Aksi hâlde o parayı ona yedirmezler!

 

***

 

Bu para ilişkisi ortaya çıktıktan sonra Ruşen Çakır isimli “fonlanan gazeteci” hemen açıklama yaptı ve aldığı paranın sözde özgür ve bağımsızlığına zarar vermediğini, linç edildiğini söyleyerek mağduru oynadı!

Ona destek vermekte hiç zaman kaybetmeyen “ruh ikizleri” de derhal sahneye çıkarak bu fonlamayı savundu hatta kutsadılar! Hiç şüphe yok ki böylece fon sağlayan bazı yerlere “fonlanmaya” hazır oldukları selamını da sarkıttılar!

 

***

 

Ziya Paşa’yı hatırlamanın ve hatırlatmanın tam zamanıdır:

“En ummadığın keşfeder esrâr-ı derûnun

Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın.”

 

Fon (para) verenlere, bu fonu alanlara ve savunanlara sormak lazımdır: Kardeşim, siz bizi mi aptal yerine koyuyorsunuz, yoksa aptal olduğunuz için herkesi kandıracağınızı mı düşünüyorsunuz?

 

***

 

ABD’deki bir kuruluştan para almayı çok doğal gören ve göstermeye çalışan “fonlu gazeteci” Ruşen Çakır’ın kim olduğu ve neler yaptığı kimsenin meçhulü değil. 

İsteyen geçmiş gazeteciliğini araştırabilir, yayıncılığı da ortada; merak eden çizgisini görebilir. Ben sadece yakın zamandan 2 örnek vermekle yetineceğim.

ABD’den 4.000.000 TL para alan Ruşen Çakır’ın, Meclis muhabiri olması için genç bir gazeteciye asgari ücretin bile çok altında olan 2.000 TL maaş önerdiği ve kabul etmeyince aşağılar tarzda davrandığı ortaya çıktı.

Bu “gazeteci”nin Medyascope’unda spordaki gururumuz, göz bebeğimiz olan kadın voleybol takımımız için de “Türkiyeli voleybolcular” tanımlaması yapıldı. Yani Almanyalı değil Alman, İtalyalı değil İtalyan, Rusyalı değil Rus ama Türk değil Türkiyeli! 

Yazıklar olsun!

 

***

 

Türk medyasının %90’ından fazlasının devşirilerek “yandaş” olduğu böyle bir ortamda “fondaş” medyanın olması kabul edilmez, edilemez, edilmemelidir!

Bir avuç namuslu medya kuruluşu bağımsızlığını korumak için yaşam mücadelesi verirken böyle bir durum vicdanları kanatır.

Bu nevi ilişkilere girmek muhakkak ki para kazandırır ama kaybettirdikleri sadece kurumsal / kişisel onurla sınırlı kalmaz. Bir kişi ya da kurumdan para kabul etmek, güya üzerine titredikleri “özgürlük ve bağımsızlık” ilkelerinin tamamen yitirilmesine yol açar!

 

***

 

Bu günler de elbette ki geçecek. Sevgili vatanımız, aziz ülkemiz ve milletimiz hak etmiş olduğu, tüm kurumlarıyla işlerlik kazanan demokrasiye kavuşacak. O zaman medya da tam manasıyla özgür olacak ve “dördüncü kuvvet” olarak saygın yerini tekrar alacak.

 

O güne kadar, “bağımsız” olduğunu iddia eden medya kuruluşlarının bu özelliklerine sonuna kadar kıskançlıkla sahip çıkmalarını diliyorum. 

Bu dönemde bağımsız ve özgür kalabilme yetkinliği, önümüzdeki güzel günlerde en büyük onurları olacaktır.

 



ARŞİV YAZILAR