Hülya Aslan

4 EKİMLER ….ÇÜNKÜ


 

     4 Ekim, tarihi misyonu yüksek günlerimizden biridir. 4 Ekim 1926’nın hele ki biz kadınlar için  bir tarihin başlangıcı olduğunu hatırlamak gerekir…. Bu günün tarihi misyonu yanında tarihi bir başlangıç sayılmasını ise, laik, demokratik bir devlet uygulamasının koşulu olan Medeni Kanunun yürürlüğe girmesi sağlar.

    95. Yıldönümünü geçen hafta andığımız Medeni Kanunun kabulün(17/02/26) den sonra 4 Ekimde yürürlüğe girmesinin ne öneme sahip olduğunun toplumumuza özellikle de kadınlarımıza yeterince anlatılmadığı/anlatılamadığı kanısındayım.

  Türkiye de kadın platformlarını oluşturan her bir derneğin, örgütün, kuruluşun işe buradan başlamasını toplumsal açıdan son derece önemli bulanlardanım.

 Çünkü İslamiyet öncesi matriarkal yani “ailede kadının üstünlüğüne “ dayanan (anaerkil) bir toplum yapısına sahip olan Türk toplumunda, kadınların durumunun sonraki yüzyıllarda ne olduğu önce kadınlar tarafından anlaşılmalı.

     Ardından Atatürk Türkiye’sinde kadının adının yeniden nasıl var olduğunu/edildiğini (Kadının Adı Yok- Duygu Asena’nın kitabına hitaben)  ve bu bağlamada Medeni Kanunun uygulamaya geçirilmesinin ne derecede öneme sahip olduğunun hakkıyla önce kadın örgütlerince teslim edilmesi gerekmekte.

 Çünkü toplumun bir diğer yarısı olan kadınlarımızın eğitim, ekonomi, sosyal ve kültürel alanlarda söz sahibi olabilmesinin temelinde bu kanunun kabulünün yattığını ve bugün kadın haklarını ya da sorunlarını konuşurken Medeni Kanunun kabulünün öneminin altını kalın çizgilerle çizmek gerektiğini bacılarımızın /analarımızın/çocuklarımızın öğrenmesi icap etmekte,

   Çünkü Medeni Kanunun kabulünün aynı zamanda bir düşünce devrimi bir kültürel devrim olduğunu bilmek gerekmekte,

    Çünkü Atatürk devrimlerinin etkisinin en çok medeni hukuk alanında olduğu dikkate alındığında 1924 tarihinin ilk aylarında kabul edilen üç devrim yasası ardından gelen Medeni Kanun laik ve modern hukuk sistemine geçişi simgeleyen nitelikte,

      Hukuk duayeni sayılan H. Veldet VELİDEDEOĞLU da  “Devrimlerin getirdiği en büyük kurum Cumhuriyet olmasına karşın, özel hukuk açısından Medeni kanun da devrimin en büyük aşamasını oluşturur.”  “Nedeni ise, Medeni Kanun'un kabulü salt bir yasa değişimi değil, bir düşünce devrimini ,"geleceği" ifade eder” diye açıklar.

 Çünkü bu “gelecek” denilenle, Türkiye Cumhuriyeti için çağdaş, ilerici, demokratik ve laik uygulamaların yaşam bulduğu modern dünyanın kapısı açılır, 

   Her gün onlarca kadının katledildiği, eziyet edildiği, tacize uğradığı, eşit işe eşit ücret alamadığı,  üstüne dini nikâhlarla kumalar getirilerek çok eşliliğin (poligami) normalleştirilmeye çalıştırıldığı, Türk kültür ve ananelerinden uzaklaştırılıp Araplaştırılan bir toplum yaratılma çabasının doruğa ulaştırıldığı ve “ laikliğin anayasada olmaması gerekir” diyen Meclis Başkanlarının türediği bu günlerde

 4 Ekimler daha da anlatılmalı açıklanmalıdır.

 

VE

 Bu toplumun kadınları ne geçen yüzyılda ne de daha önceki yüzyıllarda haklarını elde etmek için örgütlü bir mücadelenin içinde olmadı.  Basmakalıp deyimle “altın tepside” hakları ona sunulmuş olsa da bugün elinden alınmak istenen yüzyıl önce verilmiş “haklarına” hiç olmazsa sahip çıkabilmeyi becerebilmesi için bugünlerin tarihi değerinin ve ruhunun hissedilmesi ve bu ruhun topluma sirayet edeceği ortamların oluşturulması gerekmektedir.

ÇÜNKÜ

    Bir daha bir ATATÜRK’ün gelmeyeceğini bir asırdır öğrenmiş olmalıyız

 



ARŞİV YAZILAR