Mehmet S. Nane

Salih Bozok (5)


Salih Bozok kararını vermişti. Atatürk’ten sonra o da yaşamayacaktı. Hatta bir doktor arkadaşına tabancayla en garantili ölüm şeklinin hangisi olduğunu sormuş, o da kalbe isabet eden kurşunun yüzde yüz ölüme yol açacağını söylemişti. Bunu öğrenen Salih Bey, Atatürk son günlerini yaşarken kalbinin üzerini tentürdiyotla işaretlemişti.

Yaşamına son verme kararı kesindi. Öyle ki bunu oğluna da büyük bir metanetle anlatmış ve onu bu kaçınılmaz sonu hazırlamak istemişti. 
Muzaffer Bozok‘un anlatımıyla babasının bu konuda kendisi ile yaptığı görüşme:

“Ben o yıl 17 yaşında Galatasaray’da 10. sınıfta talebeydim. Babam ise Savarona’daydı. Bana haber yollamış, ‘Bu hafta sonu araba göndereceğim gelsin, onunla konuşacaklarım var’ diye. 

‘Eyvah hem top oynadığımı hem maçta kavga ettiğimi duydu haşlayacak’ diye korktum. Kızdı mı çok sert olur hatta döverdi. 
O ters, aksi, vurdu mu çınlatan babam gitmiş; yerine müşfik, sevecen cana yakın bir adam gelmişti. Beni karşısına oturttu.

‘Bak evlâdım’ dedi, ‘artık koca adam oldun seninle açık konuşacağım. Hakikatleri bilmelisin. Atatürk çok hasta, son günlerini yaşıyor. Onu ancak bir mucize kurtarır. Sağlığı için hep dua ediyoruz ama şayet ona bir şey olursa ben de yaşamamaya kararlıyım. Benim için ondan sonra hayat düşünülemez artık…’

Bunları o kadar ciddiyetle söylemişti ki ben karşısında ağlamaya başladım.

‘Ağlama oğlum. Erkek adam ağlamaz’ dedi. İçeride uyuyan Atatürk’ün sesimi duyup rahatsız olabileceğini söyledi. Beni susturdu.

Konuştuklarımızın aramızda kalmasını istedi. Annemler o sıra Avrupa’daydı. Onlara da telgraf çekip bir an önce trenle dönmelerini istemiş. ‘Sen de kendine çekidüzen ver, annenler gecikirse senin yapacağın şeyler var. Ailenin erkeği sensin. Annen, ablaların sana emanet. Oku, memleketine faydalı bir adam ol’ dedi.

Babam bunları söylerken hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Hiçbir şey söyleyemedim. Beni öptü ve uğurladı.”

 



ARŞİV YAZILAR