Ergün Parlat

Ergün Parlat

EŞEK ARISI


 

            Yıllar önce, efsanevi boksör Muhammed Ali’ye ait olduğu söylenen bir söz vardı: “Float like a butterfly, sting like a bee.” Yani, “Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım.” Bu sözün Türkçe’ye çevrilişi ya da Türkiye’de kullanılış biçimi böyleydi.

            Öğrencilik yıllarımızda bu sözü bilmeyen hemen hemen hiçbir arkadaşımız yoktu. Muhammed Ali bizim kahramanımızdı. Sabahın saat beşlerinde, ortalık henüz karanlıkken siyah beyaz televizyonların karşısına geçer, Muhammed Ali’nin mutlaka kazanacağından adımız gibi emin olduğumuz maçını izlemeye koyulurduk.

            Ekrandaki görüntü her ne kadar karlı da olsa, Orhan Ayhan’ın sürükleyici anlatımıyla dinlediğimiz bu maçlar bizim için ne kadar keyifli, ne kadar coşkuluydu.

            Muhammed Ali ringte üst üste yumruklar alıp sarsılmaya başladıkça, sanki o yumrukları biz yemiş gibi üzülür, acı çekerdik. Ancak Ali rakibini dövmeye başlayınca, hızla  çarpmaya başlayan yüreklerimizle sevinip el çırparken, oturduğumuz yerde zıplamaya başlardık.

Nasreddin Hoca’ nın evine gece hırsız girer, evde işe yarar ne var ne yoksa alıp götürür. Sabahleyin uyanıp da sağına soluna baktığında soyulduğunu anlayan Hoca komşularına haber verir. Toplanan komşuları Hocayı suçlamaya başlarlar:

- Hocam pencerelerin kapalı mıydı,  kapın kilitli miydi? Keşke daha sağlam bir kilit taktırsaydın.

- Kapının önüne bir köpek bağlasaydın bunlar başına gelmezdi.

- Hocam uykun amma da ağırmış. Hırsızın sesini hiç mi duymadın?

En sonunda artık Hocanın sabrı taşar: “Yahu tamam, hepsi iyi güzel de, kabahatin tümü benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok?” der.

            Yıllar önce televizyonda rahmetli Cenk Koray'ın sunduğu yarışma programına katılan bir yurttaş şunları anlatmıştı: “Birkaç ay önce bir kalp krizi geçirdim, bir kalp doktoruna gittim. Beni muayene eden doktor şunları söyledi: ‘Bundan sonra, cüzdanın yere düşse eğilip almayacaksın, evin yansa arkana dönüp bakmayacaksın, eşin çeneciyse hemen boşanacaksın.’ ”

 

2

Yaşar Kemal’in deyişiyle; “Yaşam, umutsuzluktan umut yaratmaktır.”  Coluche’nin deyişiyle de; “Geleceğin kapısı onu itmesini bilenlere açılır.”

         İki yanlışın bir doğru etmediği yerde, on yanlış da  asla bir doğru etmez. Yazar Nihan Kaya şöyle der: “Başkalarının tercihlerinin bizim hayatımız üzerinde bir etkisi olmasına izin veriyorsak bu başkası annemiz, babamız bile olsa, suçlu biziz.”

İnsanlar okumadıkları için ya da yeterince okumadıkları için çoğalmıyor mu karanlığımız? Yirmi birinci yüzyıl dünyasında ortaçağı yaşamak zorunda kalmak ne kadar üzücü.

            Üzülerek belirteyim ki, bu bir döngü ve  hep böyle oluyor. Büyük ana yılan yumurtalarından yavruların çıkmasını bekledi. Yumurtalardan yavrular çıkmaya başlayınca da yuvayı terk etti.

 

 

 

 

 

 

 



ARŞİV YAZILAR