Sait Dervişoğlu

“MONNA ROSA” ÖKSÜZ KALDI


Ahmet Sezai Karakoç.

 

22 Ocak 1933’te Diyarbakır Ergani’de dünyaya geldi. 

 

Babası Yasin Bey orta halli bir tüccardı. I. Dünya Savaşı'nda Kafkasya Cephesi'nde çarpışırken Ruslara esir düşmüştü. 

 

Dedesi Hüseyin Bey de Plevne Savaşı'na katılmış, Gazi Osman Paşa'nın teşekkürünü kazanmıştı. Annesi Emine hanım ev hanımıydı.

 

1955 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Maliye Bölümü’nden mezun oldu.

 

1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu. Görevi dolayısıyla Anadolu'yu gezdi ve birçok il ve ilçeyi inceleme, tanıma fırsatı buldu.

 

Yerli düşünce ve edebiyatının en önemli yayınlarından biri olarak bilinen “Diriliş” dergisini, 1974'ten itibaren düzenli olarak 18 sayı halinde yayınladı ve 1976'dan itibaren de gazeteye dönüştürdü. Dergideki yazılarından dolayı yargılandı. 

 

Yakın dostu Cemal Süreya ona yarattığı mistik şiir tarzından ötürü "Sezo" diyordu ve onu "Mehmet Akif ve Necip Fazıl karışımı şair" olarak tanımlıyordu. Bir gün onun için bir gazeteye verdiği röportajda Karakoç işin şöyle dedi; ''Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir, Salvador Dali de sever. Sıkışmış, sıkıştırılmış deha. Alçak gönüllükle katı yüksek uçuyor. Şemsiyesi yok.'' 

 

Sezai Karakoç sadece sanatta çığır açmış iyi bir şair değil, aynı zamanda çok önemli felsefi ve sosyolojik tezleri olan; tarihe, medeniyete, dine, sosyal hayata, kültüre, siyasete, küresel sorunlara dair çarpıcı tespit ve çözüm önerileri de bulunan 'ancak birkaç yüzyılda bir yetişen' bir yazardır.

 

YTÜ Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Ali Yıldız Karakoç için şöyle der; “Türk şiirini metafizik bir esasa oturtan şair Sezai Karakoç'tur. Karakoç bunu modern şiirin diliyle yapmıştır. O, Batı edebiyatını da iyi incelemiş bir şairdir. Modern sanattaki soyutlamanın İslam anlayışına uygun olduğu düşüncesindedir ve şiirlerini bu yönde geliştirmiştir.” 

 

Edebiyat dünyasının çok yakından tanıdığı bir isim olmasına rağmen, Karakoç sadece şiirleriyle ve şairliğiyle anılmak istedi. Takdiri ve ödülü hep okuyucularından yani halktan bekledi. 2006 yılında Kültür Bakanlığı özel ödülü ile ödüllendirildi. Bakanlığa, ödülün para kısmının kültür sanat işlerine harcanmasını, diğer kısmınınsa posta ile bildirdiği adrese yollanmasını rica ettiği bir mektup yolladı. 2011 yılında Cumhurbaşkanlığı Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü fakat kendisine verilen plaket ve para ödülünü reddederek bu ödülü almaya gitmedi.

 

Şiiriyle, sanatıyla, dünya görüşü, inancı ve dava anlayışıyla kendi çağının üzerine çıkan şair, şiirde devrim yapmış ve tüm tabuları yıkarak sesini en yüksek perdeden duyurmayı başarmıştır. 

 

Geçtiğimiz günlerde 88 yaşında hayata gözlerini yumarak aramızdan ayrılan büyük ustayı buradan bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyorum.

 

İçinde bulundurduğu gizli aşkla her dizeye sevdiği kadının adını eklediği, Türk edebiyatının en sevilen şiirlerinden biri haline gelen “Monna Rosa” öksüz kaldı…

 



ARŞİV YAZILAR