Ayşegül Yılmaz

Pandemi döneminde ebeveyn teknoloji ve çocuk ilişkisi


Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,

Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.

Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler

Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.

Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.

Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.

Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.”

dizeleri ile Halil CİBRAN ne güzel anlatmış çocuk yetiştirmeyi. 

Bugün dünya hızla değişiyor. Bu değişim yaşamımızın her alanını etkiledi. Bu hızlı değişim sürecine bir de salgın hastalık covid damgasını vurdu. Covid hastalığı ile pandemi sürecine giren tüm dünya insanı kendisini sorguladığı bir süreç yaşadı. Eve kapanma, yakınlarımızdan ve sevdiklerimizden uzak kalma, artan insan ölümleri, hastanede hastalıkla mücadele etmeye çalışanlar, işsizlik, parasızlık gibi maddi, manevi ve toplumsal birçok olay ile karşı karşıya kaldık. Kendi hayatımızı sorguladığımız alanların yanında bir de başka insanların yaşadıklarından etkilenip, her şeyi, yaşamı sorgular hale geldik. Bunlarla başa çıkamayan insanlarda depresyon, kaygı bozukluğu, panik atak bozukluğu gibi ciddi psikolojik rahatsızlıklar oluştu. İnsanoğlu, belirsizlik karşısında kimi zaman özünü ve yolunu yitirdi. Boşanmalar, aile içi çatışmalar, bozulan yetişkin ilişkileri, işsizlik sebebi ile intiharlar, bağımlılık öykülerinin artması gibi birçok olgu ile karşı karşıya kalındı.

Pandemi çok fazla anlayışımızı değiştirdi. Dünyaya bakış açımızda değişimler yarattı. Online dersler, online farklı eğitimler, online alışverişler gibi süreçler; hem okul ve eğitim anlayışımızda, hem de hayata dair bakış açılarımızda değişiklikler yarattı. Teknoloji zaten hayatımıza hızlı bir geçiş yaparken, kaçınılmaz son olarak pandemi süreci ile hayatımıza girişi daha da büyük bir hız kazandı. İnsanlar bu dönemde kendilerine ‘’ne oluyor? Bir şeyler ters mi gidiyor? ‘’ sorusunu sormaya başladı. Çünkü teknoloji ile öncelikli insanoğlu; uzaktan eğitim anlayışı ile eğitimciler ve ebeveynler kontrolün kendilerinden çıktığını düşünmeye başladı. İnsanların uzaktan birçok şeyi yapabiliyor olması, ulaşılması güç birçok alana ulaşabilmesi yaşamını daha az enerji ve zaman harcayarak geçirmesini sağlarken, diğer taraftan kültürümüze çok uzak olan insani ilişkilerden uzaklaşma, bireyselleşme, yalnızlaşma, kendi kültürüne uzaklaşma, başka hayatlara özenme süreçlerini de beraberinde getirdi. Bu süreçte az veya çok etkilenen ayırımı yapılamaz. Pandemi yaşadığımız olaylardan, duygulardan ve düşüncelerden bağımsız değerlendirmesi yapılamayacak yaşamsal bir sürece sebebiyet verdi. Toplumun her kesimi özellikle de çocuk ve ergenler süreçten nasibini aldı. 

Nedir bu teknoloji? Teknoloji bilgi doyurma alanıdır. Teknoloji korkulacak bir şey değildir, fakat ülkemiz teknoloji ile ilgili yeni ve hızlı değişen bu sürece hazır değildi. Diğer ülkelerin bu anlamda çok gerisinde kaldık. Çünkü bizim ülkemizde internet, sosyal medya gibi teknolojik alanlar maalesef hem sağlıklı ve bilinçli kullanılmıyor hem de sağlıklı yetişen bir toplum olmadığımız için, bilgiyi değil ruhlardaki eksik yanları doyuruyor. Ülkemizde teknoloji bilgiyi doyurmaya çalışırken, ruhu doyuruyor. Kişinin eksik yanlarını, olgunlaşmamış merakını doyuruyor. Gerçekleşmemiş kişiliklerdeki kavgaları, özdeğersizlikleri, sevilmemiş çocuklukları; dolayısı ile bizim ülkemizde teknoloji doyurulmamış duyguları doyurmakla uğraş içine giren bir toplum yarattı.  Eksik kalan yanlarını doyurmaya çalışırken kişi o sonsuz sınırı olmayan döngünün içinde kaybolmaya başladı. Zamanın nasıl geçtiğini, ne ile zaman geçirdiğinin farkına varmadan, hunharca zaman yitimi yarattı.  Bu durum yaşamlarına, ilişkilerine yansımaya başladı. Ne gariptir ki insanoğlunun kendi elleri ve aklıyla yarattığı

Pandemi sürecinde teknoloji, ebeveyn ve çocuk ilişkisi süreci nasıl işledi? Pandemi dönemi öncesinde çocuklarımıza ‘’Televizyon izlediğin yeter? Hadi içeri gir artık? Çizgi film izlediğin yetmez mi? ‘’ Derken pandemi döneminde ‘’ Yeter artık elindeki bilgisayarı ya da tableti bırak ta biraz çizgi film izle, Hadi biraz dışarı çık’’ demeye başladık. Bu kurduğumuz cümle ile geçirdiğimiz süreç aslında apaçık ortaya seriyor evrildiğimiz süreci. Teknoloji kaçınılmaz, teknolojiye adapte olmak zorundayız. Fakat pandemi ebeveynlere, çocuklara seçim hakkı tanımadan zorunlu bir şekilde teknolojiyi hayatımıza kattı. Hazır olma durumu gerçekleşmeden insanlar kendini teknolojik sürecin içinde buldular. Her yaş dönemi anaokul, ilkokul, ergenlik ve yetişkinlik süreci kendi döneminin özelliklerine göre farklı şekilde yaşadı. Bu kadar hızlı ve kontrol dışı gelişen süreci takip edemez hale geldik. Çünkü bizim teknolojiyi kullanma şeklimiz bilgiyi doyurma ve o noktada kalmak ile sınırlı değil maalesef.

Çocukların hayatına bakın nasıl girdi bu teknoloji? Teknoloji ebeveynlerin çocuk yetiştirmede sıklıkla kullandıkları bir metod. Ödevini yapmayan çocuğa ebeveynin tepkisi ‘’Ödevini yaparsan 1 saat bilgisayar, tablette oyun oynamana izin vereceğim’’ ya da ‘’Deneme sınavından iyi puan alırsan seninle 1 saat playstatiton oynayacağım’’ demesi, yemeğini yemesi için eline telefon verilmesi, sofrada dizi izlemesine müsaade edilmesi… Bakın tüm bu davranışlar ebeveyn tarafından çocuğa sunulan davranışlar. Çocuk için sürekli bir koşul var, yemeğini yerse, ödevini yaparsa, iyi puan alırsa, odasını toplarsa…. Burada çocuğa özgür iradesi ile seçim yapamadığı, ebeveyn tarafından çocuğa sunulan bir seçimden bahsediyoruz. Aslında çocuğun hayatına teknolojiyi zorunlu olarak ebeveyn katmış oluyor. Bu dönem ile uğraş içinde iken bir de pandemi süreci ile online eğitimler başladı ve süreç daha zorlu bir hale geldi.

 

 

Neler oluyor? Çocuğun özerklik anlayışını geliştirmeyen seçme hakkının olmadığı ve ebeveyni tarafından ona dayatılan koşullar içinde olması, çocuğun teknolojiye bağımlı hale gelmesine neden oluyor. Çocuk özerk olduğu dünyaya teknoloji dünyasına yöneliyor. Çünkü orada seçme hakkını ona sunan bir dünya var. Bilgisayar veya tablet oyunlarına bakalım: oyunda çocuk karakterleri seçiyor, oyunun akışını kendisi seçiyor, oyunda nelerin olup olmayacağını o belirliyor.  Çocuğun özerklik anlayışını teknoloji doyurduğu için bu kadar çok zamanını bilgisayar başında geçirmeye başlıyor.   O halde ebeveynlerin sorması gereken soru şu: bu çocukların motivasyonlarını neden düşürüyoruz? Neden çocuklara özerklik tanımıyoruz? Burada özerklik ile kastettiğim ‘’ bırakın istediklerini yapsınlar, istedikleri gibi davransınlar ‘’ değil elbette. Özerklik, çocuğun seçme hakkının olması gerektiği gerçeğidir. Ödevini zaten yapması gereken, onun sorumluluğu olan çocuğunuza bilgisayar ya da başka herhangi bir şeyi alternatif, ödül ya da ceza yöntemi olarak kullanılmaması sorumlukları konusunda çocuğu bağlayıcı nitelik taşır. Çünkü özerk olan çocuk, kararlı, güçlü karakterli, doğru ile yanlışı ayırt edebilen, kontrol mekanizması gelişmiş bir birey olma yolunda ilerler.

Hata nerde? Ödül verme şeklimizde. Şöyle bir örnek verelim başı ağrıyan insan ağrı kesici içtiğinde baş ağrısı geçer. Ödül, özerklik olmayan bir evde ağrı kesicidir. Seçme hakkı verilmeden çocuğa seçme hakkının olmadığı yaptırım sunulur. Ödül de ardından gelir. Yani ödül ağrı kesici gibidir. ‘’Ödevini yaparsan, bilgisayarı açarsın?’’ ödev yapmak çocuğun zaten asıl sorumluluğu, bu bilinci vermek yerine teknoloji ile ödüllendirmek, sadece sanal bir ağrı kesici olmaktan öteye gitmiyor. Bu şekilde teknoloji ile başa çıkmakta ebeveyn açısından zorlaşıyor. Çünkü çocuk her sorumluluğu olan ya da yapması gereken davranışta ağrı kesici olmadan davranışı gerçekleştirme yoluna gidemiyor.

Ne yapmalı? Ebeveynler kendini değiştirmekle ve dönüştürmekle işe başlamalı. Öncelikle ebeveynlerin teknolojiyi kullanma şeklini, nerde durması gerektiğini bilmesi ve öğrenmesi ile süreç başlamalıdır. Bilgiyi doyurma amacı ile kullanımı dışında kullandıklarının fark edilmesi durumunda, bunu kontrol altına alması gerektiğini anlaması ile işe başlaması iyi bir başlangıç olur.

 Ebeveynler harika işler başaran, her sorumluluğu söylemeden yapan, düzenli çocuklar istiyorlar. Doğuştan bu bilişle doğmalarını ve bunu her daim devam ettirmeyi bekliyorlar. Çocuğun okuldan geldikten sonra hiç uyarılmadan dersine başlaması, test çözmesi, uyuması gereken vakitte gidip uyuması bekleniyor. Kendi kafalarındaki ideali görmek istiyorlar. Çocuğun bunu tek başına başarmasını istiyorlar. Peki yetişkinler olarak soralım: biz bu kadar düzgün ve düzenli mi yaşıyoruz her günü? Onların da bir birey olduklarını neden her defasında unutuyoruz? Korku ve sevgisizlik ile büyütülen çocuklar tehlikeli bir düşünce yapısının ürününden beslenir. Teknoloji çocuğun yaşamındaki birey olma davranışlarına koşul olarak koyulduğunda o çocuk yaşamındaki sorumluluklarını almamayı, alamamayı öğrenir. Güvensizliği hisseden çocuk, kendisini güçsüz olarak algılar. Aşırı kontrol ve manipülasyon (değişimlemeye çalışmak) çocukların güven duvarlarına zarar verir. Bu gerçeklikleri bilerek yol almalıyız. Hoşgörülü ve toleranslı olmak, hata yapabileceğimizi, çocukların hata yapabileceklerini kabullenmek ile yol almak gerekir.

Teknoloji sonsuz ve sınırsız. İçerisinde kirli bilgiyi de barındırıyor. Bu yüzden kontrolü elde tutup, teknolojiye sınır koymalıyız. Teknolojiyi doğru ve yerinde kullanma şeklini önce ebeveyn uygulayıp, model olarak; çocuğuna öğretmeli.

Özerklik kazanan çocuğun kontrol edilmesine bile gerek kalmaz, kurallara uyabilen bir çocuk haline gelir. Seçme hakkı olduğunu bilir.  Çocuğunuzun pusulası siz olmalısınız. Bu bilinci kazandırmalıyız. Model olma davranışı sergileme, ailenin kendini geliştirmesi ve dönüştürmesi, iletişim becerilerini geliştirmesi ile her şey mümkündür.

Çocuklar bize benzemek zorunda değil, onların bir birey olduğunu kabul edersek, ruh taşıdıklarını, hata yapma özgürlüklerinin olduğunu kabul edersek işimiz çok daha kolay olacak.

                                                                                                                         



ARŞİV YAZILAR