Prof.Dr. Erkan Aktaş

İklim ile mücadelede ya ardıçlara ses ver ya da ölü ardıçlar gibi dik dur!


Ardıçlar ölürken bile yıllarca dik dururlar, ama dik duramayanlar “Ardıç” kesimine sessiz kalırlar!

Dünyada politikacıların manasız bir şekilde ekonomik büyüme isteğine karşı dünya SOS veriyor.  Pandemi ile birlikte az da olsa nefes alan çevre tekrar aşırı büyüme ve tüketim sarmalında hızla sona yaklaştığını görmesine rağmen frene basıp basmamayı tartışıyor. Merkez ülkelerin aşırı üretim ve tüketim alışkanlıklarıyla bugün yaşanan iklim değişikliğinin en önemli mimarı olduğunun altını çizmek lazım. Gelişmiş ülkeleri referans alan gelişmekte olan ülkeler merkezden ya da batıdan transfer ettikleri yapılarla hareket etme isteğine karşı başta iklim olmak üzere çevresel etkileri yüksek perdenden seslendirilmeye başlandı.

Günümüzde sürdürülebilir büyüme ya da o büyüme tercihler tartışılırken, 2050 nötr karbon hedefleri oluşturulmaya başlandı. Başta AB ülkeleri olmak üzere yeşil mutabakat konusunda kısa, orta ve uzun dönem hedef ve stratejiler oluşturmaya ve buna da bizim gibi çevre ülkelerin adapte olması konusunda birtakım ajandalar oluşturulmaya çalışılıyor. Bu kapsamsam Paris İklim Anlaşmasını imzalamayan bir avuç ülkeden biri olan ülkemiz de anlaşmaya imza atarak birçok sektörde taahhütler oluşturmaya başladı. Bu durum karşısında, değişen iklim koşullarının en önemli nedeni olan çevre ülkelerin çevre ülkelere de kaynak aktarması gerekmektedir.

Konuyu biraz Toroslarda kesilen ardıçlara getirmek istiyorum. Bu senenin başında AB’de farklı disiplinlerde 500 bilim insanı biyokütle enerji santralleri için orman ürünlerinin kullanılmaması için imza kampanyası başlatmıştı. Yaptığım birçok okumada, aşırı büyüme ve tüketime isteği ile artan enerji talebine karşı bazı enerji şirketleri rotayı ne yazık ki orman alanlarına yönlendirmiş durumda. Bizde ise biyokütle enerji santrallerinin hedeflerinden biri de ardıçlar. Orman bio çeşitliliği ve yaban hayat için çok önemli olana ardıçlar sıfırlama kesilerek şu ara yakılmayı bekliyor. Ardıçlar bizim için kutsal olan ağaçlardır. Doğada en mütevazi ağaçlardan biridir. Küresel iklim değişikliğine karşı bize en çok eşlik edecek ağaçtan bahsediyoruz. Ardıçlar öldükten sonra da dik durmaya ve ormana hayat ve rehber olmaya devam eder aslında. Bir tek insanoğluna örnek olamıyor ne yazık ki… Aylardır ardıç ağaçları için gündem oluşturmaya çalışırken, daha da kesilecek ardıç ağaçlarını engelleyebilmek için bu konu da ardıçların ölüsü gibi dik duracak yetkililere ihtiyacımız var.

Hani bir taraftan karbon ayak izimi azaltmaya çalışıyoruz ya diğer taraftan da havadaki karbon salınımına karşı en büyük silahımız olan orman ağaçlarını kesiyor, diğer taraftan da yakarak karbon salınımını arttırıyoruz. Ormanlar kamusal bir alandır. 1850’li yıllarda, Reis Seattale Amerikan başkanına yazdığı mektupta: “Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı. Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık” diyor. Kesilen ya da yakılan her bir ağaç, çocuklarımızın hayatından bir gün daha çalıyor. 

Reisin söylediği gibi, “Gökyüzünü, toprağı, kayaların sıcaklığını, nasıl olur da alıp satabilirsiniz? Bu düşünce bize garip geliyor! Eğer biz havanın tazeliğine ve suların pırıltılarına zaten sahip değilsek, siz onları nasıl satın alabilirsiniz?”

 Ormanı yakan, ormandaki ağaçları kesme hakkını nerden buluyorsunuz? Tabii ki “Orman Amenajman” planlarının doğrultusunda yapılacak olanları kast etmiyoruz.

Vicdanı sahibi ve ardıç gibi dik durabilen yetkili, uzman, çevre aktivisti, çevreye duyarlı iktidar ya muhalefette siyaset yapan herkesi bu konuyu sahiplenmeye çağırıyorum. Nazımın dediği gibi. 

Hava kurşun gibi ağır, bağır bağır bağırıyorum...

Koşun, kurşun eritmeye çağırıyorum.

ARDIÇLARI KESİP YAKMAK GELEĞEMİZİ YOK ETMEKTİR.  



ARŞİV YAZILAR