Naci Sapan

Meşruiyetin temeli toplumsal uzlaşmadır


Hangi yönetim biçimi olursa olsun siyasal iktidarlar güçlendikçe, meşruiyetlerini topluma kabul ettirmeye yönelik çabalarını farklı yöntemlerle hayata geçirmeye çalışırlar. Ancak, o meşruiyetin toplumda kabul görüp ya da görmemiş olması, siyasal iktidarın doğru ya da yanlış olduğu anlamını içinde barındırmaz.

İktidar ve muhalefetin, toplumu yönetmenin söz konusu olduğu her alanda, meşruiyet her zaman tartışmalıdır. Toplumu yönetmeye aday olanların uygulamalarının doğruluğu, yanlışlığı her zaman gündem olmuştur. İktidarlar, kendi uygulamalarının tamamının doğruluğuna inanabilir, savunabilir, uğruna savaşabilir. Bu durum onların doğru ya da yanlış olduğu anlamını güçlendirmiyor.

Bu uygulamaları benimseyen, kabul eden, doğruluğuna inananların varlığı, tersine düşünenlerin var olması karşısında bir engel değildir. Tersine bir durum da söz konusu olabilir. Birileri de bunların doğruluğuna inanmayabilir, kabul etmeyebilir, benimsemeyebilir.

İktidarlar, bazen yakaladıkları gücü bırakmamak, devam ettirmek için farklı yöntemler deneyebilir. Bu durum, meşruiyetlerinin varlığı tartışmalıyken, bir anda meşruiyetlerini kabul edilemez hale getirebilir.

İktidarların ya da farklı yönetim biçimlerinin her konuda doğru yaptıkları inancı, meşruiyet ısrarları bir süre sonra ‘Meşruiyet krizine’ dönüşebilir. Krizlere rağmen kendi meşruiyetlerine olan inançları, iktidarları bir süre sonra yönetilenlerle karşı karşıya getirebilir. Dünyanın tamamında bu tür örnekler vardır, yaşanmıştır, yaşanmaya devam edecektir.  

Yönetenlerin inandıkları meşruiyetlerini kayıp etmemek adına ısrarcı olmaları kadar muhalefetlerin de o meşruiyeti kabul etmeme, yanlışlarına karşı çıkma ısrarları, kendi meşruiyetlerini kabul ettirme çabası olarak yansıyabilir.

İki tarafında kendini haklı gördüğü meşruiyet olgusu, meşruiyet krizine dönüştüğünde, toplumsal patlamalara zemin hazırlayabilir. Mesele; kapıya dayanan krizin yaratacağı sonuçları nasıl görüp ya da görmediğimize bağlıdır. Görmemek, görmezden gelmek, ısrarcılığını kaba güç boyutlarına taşıyarak sürdürmek iktidarların o ana kadar ki meşruiyetine olan inancı da ortadan kaldırabilir. Artık son noktaya gelinmiştir, bu son nokta toplumsal çatışmadır.

Bunun olmaması için devreye girmesi gereken en doğru yöntem, toplumsal uzlaşma arayışıdır. Toplumsal uzlaşmanın samimi bir şekilde devreye sokulması, muhaliflerle iktidarlar arasında verilmiş ortak kararlar, söz konusu meşruiyet krizinin sonlanmasına, iktidarların toplumsal meşruiyetine katkı sağlayabilir.

Bütün bunlar olsa bile meşruiyet sonsuz bir doğru değildir, bütün yönetim biçimlerinde tartışmalıdır, çatışmalıdır. Bütün kesimler, inançlar, yönetim biçimleri kendi meşruiyetlerinin doğruluğuna inanır, onda ısrar eder.

O zaman meşruiyeti tartışmak ve çatıştırmaktan çok, her toplum kendi gerçeklerinden ve geleceğinden sorumlu ortak kararlar üzerinde uzlaşma tavrını içselleştirmeli mi? 

Elbette ki içselleştirmeli.

 



ARŞİV YAZILAR