İlkay Adalıoğlu

SİYAH GÖZYAŞLARI


Akranlarım çok iyi bilir hatta benden önceki ve sonraki jenerasyonlar da tanıktır eskiden evlerin salonlarını boydan boya vitrinler süslerdi.

 

Dantellerle süslenmiş bu görkemli ev eşyasının içinde tüplü siyah beyaz televizyonlar, radyolar ön plana çıkardı.

 

Herkesin evindeki vitrinlerde bol miktarda süs objeleri parlak parlak göze çarpardı.

 

Bizim evdeki vitrin ise tıka basa kitapla yüklüydü.

 

Çoğu yabancı isim olduğu için yazarları okumakta zorlanırdım ama o eserlerin adlarını ömrümün sonuna kadar unutacağımı sanmam.

 

Tolstoy- Savaş ve Barış en kalın olanı ( 4 cilt)

 

Dostoyevski- Karamazov Kardeşler, Suç ve Ceza

 

Namık Kemal- İntibah

 

Recaizade Mahmut Ekrem – Araba Sevdası ama en çok Yaşar Kemal kitapları…..

 

Ve tabi ki Kapital başta olmak üzere Komünist Manifesto gibi hiçbir şey anlayamadığım ayrı bir bölüm yer alırdı.

 

Okuyamasam da sayfaları çevirip kokusunu içime çekmeyi çok severdim. Babam koli koli kitap getirdiğinde günlerce eve o koku sinerdi.

 

Dünyanın en güzel parfümünden bile güzeldi.

 

Havalar soğumaya başlamış, takvimler Eylül olmuştu. Önce amcamı tutukladılar. Babam kurşunlandı. Ölümden döndü.

 

Babaannem ve halam bir gün büyük bir hışımla tüm kitapları yere indirdiler. Önce gömmeyi düşündüler.  Sonra yakmaya karar verdiler.  

Altıneller Ansiklopedisini almamıza izin verdiler. Sonra bahçede koca bir arena kurup tutuşturdular.

 

O kadar çoktu ki…

 

En çok ablamın ağladığını hatırlıyorum.

 

Yakmayın, yakmayın” diye yalvarışını… Arada bazılarını kaçırıp bir yerlere saklayışını…

 

Saatler sürdü yine de o koca koca kitaplar yakmakla bitmedi.

 

Babaannem, halam ve biz dört çocuk simsiyah ise büründük.

 

O yüzden Özlem Ablamın siyah akan gözyaşları dün gibi zihnimde.

 

En son bir sandık dolusu kitabı da ağıtlarımıza dayanamayıp bahçeye gömmeye ikna oldular.

 

Sandık büyüktü. Kocaman çukur kazmak gerekti. Çoluk çocuk akşama kadar ancak eşebildik.

 

Kitapları toprağa emanet ettik.

 

Vitrin bomboş, elimizde ise sadece 4 cilt Altıneller Ansiklopedisi kaldı.

 

 

Ertesi gün sabaha karşı beklenen an geldi.

 

Üç beş polis mi asker mi bilemediğim silahlı adamlar her yeri aradı. Evi alt üst etti. Dedeme, babaanneme birilerini sordu.  Ayaklarının çamurunu halılarımıza bulaştırarak gitti.

 

Oysa peşinde oldukları kitapların külleri arka bahçede tepe oluşturmuş, yağmurda sağa sola savruluyordu.

 

***

 

Herkes ilk öğretmeniyle, ilkokul birinci sınıfta tanışırken biz gözümüzü açtığımızda bulduk öğretmenimizi.

 

Edebiyat Öğretmeni Babam Cemal Kula sadece öğrencilerine aşılamadı bu sevgiyi.

 

Annemin “ Evi doldurdun. Yeter bu kadar…” itirazlarına karşın kitaplarla büyümemizi sağladı.

 

Akşamları çay içerken şiir okurdu bazen.

 

Bazen okuduğumuz bir kitabı sorardı, hakkında konuşmamızı isterdi.

 

İlkay ne edebiyatı idi kızım?” diye sorar. “Tazminat edebiyatı baba”  karşılığını verince de gülmekten kırılırdı.

 

Artık tanzimat olduğunu bilsem de, O gülsün diye yanlışını söylerdim.

 

Akşam misafirliğe gelen arkadaşlarına, 4 yaşındayken ezberlediğim Cahit Sıtkı’nın ‘35 Yaş Şiiri’ni seslendirmemi isterdi.

 

Ben “ Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? “ dedikçe espriler, kahkahalar havada uçuşurdu.

 

Dedim ya biz ilk öğretmenimizle doğduğumuz evde tanıştık.

 

Ve o öğretmeni o kadar çok sevdik ki hepimiz öğretmen olmak istedik.

 

Ben hariç herkes erdi muradına.

 

Hatta tüm sülaleyi sardı bu sevda.

 

Kardeşleri, çocukları,  yeğenlerine varana ilham verdi.

 

Bu sayede en çok öğretmene sahip ailenin bizim aile olduğuna eminim.

 

Başta babam, kardeşlerim, kuzenlerim olmak üzere işini sevgiyle yapan, emek emek kalplere isimlerini yazdıran tüm öğretmenlerin günü kutlu olsun.

 

Aydın bireyler yetiştirecekleri özgür günler yakın olsun.

 

 

 

 

 

 

 

 

                                 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                               

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



ARŞİV YAZILAR