Mehmet S. Nane | Çöküş (2) | Güney Gazetesi Mersin
Mehmet S. Nane

Çöküş (2)


Filmin bence başta gelen özelliği Alman oyuncularla ve Almanca çekilmiş olması. Alman sinemasını başarılı bularak zevkle takip eden bir kişi olarak, bu filmin Alman sinemasına çok önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum.

 

Ayrıca, II. Dünya Harbi tarihini ve olaylarını Amerikan gözüyle ve Amerikan askerlerinin kahramanlığıyla anlatan İngilizce konuşulan filmlerin artık bıktırdığını söylemeliyim. Son 20-25 yıldır Hollywood, sayısı çok olmamakla beraber, tarafsız ve güzel bazı filmler çekti. Fakat bu az sayıda film, onlarca yılın propaganda bombardımanı karşısında çok yetersiz.

 

Bu dönemi Almanların gözünden, onların bakış açısıyla okumayı ve izlemeyi çok seviyorum. Alman halkı ve nihai olarak Paul von Hindenburg büyük bir hata yaparak hatta “günah işleyerek” dünya tarihinin en kanlı diktatörüne iktidarı teslim etmiştir.

(I. Dünya Harbi’nde Alman genelkurmayında Hindenburg’la yakın ve ahenkli bir işbirliği yapan fakat daha sonra yolları ayrılan General Erich von Ludendorff’un Hitler’e Şansölyeliği vermesi konusunda Hindenburg’a hitaben söylediği sözleri okumanızı tavsiye ederim. Fevkalade sert ve isabetlidir. Hatırlatmak lazımdır ki Ludendorff bir müddet NSDAP saflarında Hitler’le birlikte siyaset yapmış ve onu tanıyarak yollarını ayırmıştır.)

 

***

 

Felsefe, müzik ve edebiyat alanlarında dünyanın en donanımlı kültürel ve düşünsel birikimine sahip Alman halkının böyle bir yanlışa nasıl düştüğü konusunun çok farklı açılardan değerlendirilmesi gerekiyor. 

Çok klasik bir söyleyişle ifade etmek gerekirse: Goethe ve Schiller’i bünyesinden çıkaran Alman toplumu, bu Almanların atası değil miydi ?

Bu iş, savaştan sonra ABD’nin “Nazi’likten arındırma” adıyla uyguladığı programla geçiştirilemeyecek kadar önemli bir çalışma sahasıdır.

 

Hak teslimi açısından şunu da zikretmek lazımdır: Tüm Almanlar Hitler’i desteklemiyordu. Muhalif olan bir azınlık da vardı. Fakat halkın çok büyük bir çoğunluğu ya destekliyordu ya susuyordu!

Gerçi Wehrmacht (Reich Kara Ordusu), Kriegsmarine (Reich Deniz Kuvvetleri) ve Luftwaffe (Reich Hava Kuvvetleri) Führer’e bağlılık yemini etmişti ama ordu içinde de Hitler karşıtları vardı. Bunun tezahürü olarak da 20 Temmuz 1944 suikasti yapılmıştı. 

(Bu konuda çok film yapılmıştır ama ben Bryan Singer tarafından 2008’de çekilmiş ve Clause von Stauffenberg’i Tom Cruise’un canlandırdığı  Valkyrie’yi izlemenizi tavsiye ederim.)

 

Bu söylediklerimle ilgili olarak vurgulamak istediğim bir husus daha var. Bazı film ve kitaplarda o dönem Almanları için genel manada “Nazi” tabiri kullanılıyor. Yani Naziler farklı Almanlar farklı algısı yaratılmaya çalışılıyor. Halbuki Almanların tamamı parti üyesi değildi.

Buna rağmen Hitler iktidara geldiği zaman ve ilerleyen dönemlerde büyük bir histeri ile ona destek verdiler. Neden bütün kötülüğü NSDAP yani Nazi Partisi’nin üzerine yıkıyorlar anlamak mümkün değil! Sıradan insanlar da Nazi yönetimini destekleyerek veya ses çıkarmayarak bu kötülüğe ortak olmuştur.

Ne yani, Alman orduları Blitzkrieg’le (yıldırım savaşı) üç haftada Polonya’yı, bir ayda Paris’i ele geçirdiği zaman, sıradan Alman halkı Nazilere destek olmuyor muydu? 

Özetle, o yılların Alman halkı destekleyerek, görerek, bilerek ve susarak Nazilerin yanında yer almıştır. Bu sebeple de dönemin Alman toplumu sadece Nazi diye tasnif edilmemeli, Almanlar olarak zikredilmelidir.

 



ARŞİV YAZILAR