Ergün Parlat | UMUDA YELKEN | Güney Gazetesi Mersin
Ergün Parlat

Ergün Parlat

UMUDA YELKEN


            İnsanlar kendilerinin ileri sürdüğü gibi aydın ve temiz yürekli olsaydı, dünya daha güzel bir yer olmaz mıydı?

 

            Bu dünyada kötülükler niçin var?

 

            Büyük öğretiler bize komşumuzu sevmemizi buyurur. Ancak biz bu işte her zaman başarılı olamayız. Biz iyi olduğumuzda komşumuzun da aynı biçimde yanıt vereceği konusunda bir güvencemiz yok ki.

 

            Kırmızı çizgilerimiz ve aldatılarak tuzağa düşürülme korkularımız o denli derin ki, ne yeterince iyi işler başarmaya ne de yaşamla dünyanın bize verdiklerinin doya doya tadına varmaya zaman bulamıyoruz.

 

            Biz insanlar, özleyip amaçladığımız gerçeklerimize kendi büyülü düşlerimizin izinden giderek ulaşmaktan hoşlanıyoruz.

            Kapitalizmin egemen olduğu günümüzde, dünya üzerinde kurulmuş kentler, bu sisteme özgü ekonomik düzende üretilen artı değerlerin yutulup hazmedildiği sindirim sistemleri konumunda. Bizimse gerçekleştirebildiğimiz tek etkinlik sessizlik. Tüm olan bitenleri bir film, bir futbol maçı gibi kıpırdamadan izlemekle yetiniyoruz yalnızca.

 

            Biz insanlar; bir gün ansızın ortaya çıkıp, bizim ayrıcalıklı bir insan olduğumuzu kanıtlayıverecek doğaüstü ve gizemli olayları bekler dururuz.

            Montaigne anlatıyor: Kral Dionysios, Platon’a uzun bir giysi hediye etmiş. Platon: “Ben erkeğim, kadın giysisi giymem” diyerek almamış, ama Aristippos alarak; “Ne giyerse giysin, erkek yine erkektir” demiş. Kral yüzüne tükürünce buna aldırış etmeyen Aristippos: “Ne olur? Balıkçılar da küçücük bir balığı yakalamak için tepeden tırnağa deniz suyuyla ıslanmaya katlanıyorlar” demiş.

           

            Lahana yıkayan Diogenes,  Aristippos’a; “Lahana ile yaşayabilseydin, bir zalime dalkavukluk etmezdin” demiş. Aristippos da ona; “İnsanlar arasında yaşamasını bilseydin, böyle lahana yıkamazdın” demiş.

 

            Bakın, ayrı ayrı görüşleri insana nasıl kabul ettiriyorlar. İki kulplu çömleği ister sağından tut, ister solundan.

            Yaşadığımız kentler, kendilerini vazgeçilmez olarak gören insanlarla dolu. Oysa Foucault; birbirlerinin aynı olan insanlarla dolu bir yerde hiç kimsenin olmadığını söyler.

 

            Elio Vittorini, “Kırmızı Karanfil” isimli romanında şöyle der: “Ansızın kentin uzaktan gelen gürültülerini duydum. İnsanlar hep aynı yöne gidiyorlardı. Gidecek özel bir yönüm bulunmadığından, kalabalığa katıldım, karıştım.”

 

            Biz insanlar için dünyayı yaşanmaz bir gezegene dönüştürenler uygar ülkeler olsa da, kafamız ve gönlümüz aydınlık düşüncelere açık olduğu sürece her zaman genç kalabiliriz.

 

            Yapacağımız çalışmaların zoru başarmanın yanı sıra gelecek nesillere de esin vermesini umalım.

                                                                                             



ARŞİV YAZILAR