İlkay Adalıoğlu | AÇIN MÜZİĞİN SESİNİ | Güney Gazetesi Mersin
İlkay Adalıoğlu

AÇIN MÜZİĞİN SESİNİ


Küçükken coğrafyayı severdim, büyüyünce astrolojiyi de sevdim.

Bağdaşık çünkü. . 

Ancak gerçek şu ki astroloji bilgim pandemiden sonra daha da arttı.

Hobi arayışından ziyade pandemi öncesi aylarca astrologların defaatle “dünya çapında bir hastalık geliyor…” uyarısından kaynaklandı.

Bu alanla ilgilenince anladım ki burçlar işin magazin kısmı.

Esasen evren çok etkileyici. Ve astroloji evren hakkında bize çarpıcı ipuçları sunuyor.

Günümüzde bile gökyüzü derinliklerinin binlerce gizemle yüklü olması ise bende tuhaf, gıcıklayıcı bir duygu oluşturuyor. 

Henüz iki gün evvel kuzey yarımkürenin en uzun gündüzünü yaşadık.

Bu tarih aynı zamanda tüm dünyada Güneş Günü olarak kutlanıyor. 

21 Haziran, 1981 yılından bu yana Dünya Müzik Günü olma özelliğini de taşıyor.

Orijinal ismi Fete de la Musique…

Fete de la Musique, aslen amatör müzisyenlerin sokak performanslarını cesaretlendirmek ve her kesimden insan için ücretsiz konserler düzenlemek üzere düşünülüp hayata geçirilmiş.

Fransız Müzik ve Dans Yönetmeni Maurice Fleuret tarafından tasarlanıp, Kültür Bakanı Jack Lang’ın önerisiyle Fransa’da başlatılmış ve kısa süre içerisinde de Avustralya, Belçika, İngiltere, Almanya, İsviçre, Kosta Rika, İsrail, Çin, Hindistan, Lübnan, Filipinler, Romanya, Kolombiya ve bir çok ülkede benimsenmiş.

Türkiye’de ise ilk olarak 2005 yılında Kuğulu Park’ta çeşitli sanatçı ve gruplar tarafından verilen konserlerle kutlanmış. 

Bu nasıl bir tesadüftür ki geçen yıl 21 Haziran’da yani tam da Dünya Müzik Günü’nde Partili Cumhurbaşkanı, “Kusura bakmasınlar. Gece kimsenin kimseyi rahatsız etme hakkı yoktur…” dedi.   

Bugüne geldiğimizde ise pandemi tedbirleri tamamen ortadan kalktı. Onkoloji servislerinde bile maske takma zorunluluğu sonlandırıldı. Ancak her nasılsa müzik sınırlaması sadece bir saat esnetildi.

İnsanlık tarihi boyunca sanatoryumlarda, ruh ve sinir hastalıkları tedavi merkezlerinde müziğin ‘iyileştirme’ gücünden yararlanılır iken bugün Tek Rejiminin mimarı, rahatsız edici olduğunu söylüyor.

Pekiii sizin yıllardır verdiğiniz rahatsızlıkları napalım?

Mesela bu ülkenin milyonlarca insanına edilen hakaret hatta küfre varan sinkaflı sözlerinizi kime şikayet edelim?

Bizi bize kırdırmak için kurduğunuz tuzakları nasıl bozalım?

Memlekette açlık, yoksulluk, sefalet, rezalet boyumuzu aşmışken insanların kimliği, yönelimi veya tercihlerine saldırılıp durmasını nasıl engelleyelim?

Mesela, hemen her gün bir yerlerde katledilen kadınların hakkını nerde arayalım?

Çocuk istismarcılarına verilmeyen cezaları hangi üst mahkemeye taşıyalım?

Gezi sanıklarına müebbet dağıtıp Pınar’ın katiline tahrik indirimi uygulayan adaletsiz hukuk düzenini nasıl bozalım?

Geleceği elinden alınan çocukların, gençlerin umutsuzluğunu nasıl giderelim?

Doğal güzelliklerimiz üzerine inşa edilen beton yığınlarından nasıl kurtulalım?

Mesela utanmazca ortada dolanan sahtekarlar, vurguncular, hırsızlar ve arsızlarla nerede, nasıl hesaplaşalım?

Tehditleri, aşağılamaları napalım?

Dozu giderek artan baskıları, yasakları nasıl aşalım?

Ben de bunlardan rahatsızım.

Hem de çoook !!!

****

Sarayın söylemleri, halkı tel tel birbirinden ayrıştırırken evrensel dile sahip müzik,  insanları birleştirir.

Kucaklaştırır.  Dahası iyileştirir.

Orta Çağ’ın karanlık dünyasını alt üst eden keşiş olarak tarihe geçen Martin Luther, “Kalpteki fazilet tohumları müzikle yeşerir” ,

İspanyol yazar ve şair Cervantes ise  “Müziğin olduğu yerde kötülük barınmaz”  demiş.

O zaman açın müziğin sesini Değerli Okurlar,

Açın ki bastırsın kötülüğün sesini,

Açın ki dağıtsın karanlığın puslu sisini….



ARŞİV YAZILAR