İrem Yıldız

DOĞURGANLIĞI ARTIRAN DİYET


İrem YILDIZ

 

Dünya çapındaki kısırlık vakalarının %35'i kadınlarda, %20'si hem kadın hem de erkeklerde, %30'u ise sadece erkeklerde görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, kısırlık dünya çapında yaklaşık 80 milyon kadını etkilemektedir. Doğurganlığı etkileyen etmenler arasında fiziksel aktivite, stres, sosyoekonomik durum, beden kitle indeksi, sigara, alkol, kafein gibi diyetsel faktörler yer almaktadır.

 

- AKDENİZ DİYETİ: Yüksek miktarda sebze, meyve, zeytinyağı, rafine edilmemiş karbonhidratlar, az yağlı süt ve kümes hayvanları, yağlı balık ve kurubaklagiller ile düşük kırmızı et ve basit şeker tüketimi ile karakterize beslenme şeklidir. Ortalama yaşı 35 olan 22.786 katılımcıyı içeren çalışmada Akdeniz Diyetine bağlılık ile doğurganlık arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir.

 

- KARBONHİDRATLAR: Hem insülin duyarlılığı hem de glikoz metabolizması, yumurtlamayı ve doğurganlığı önemli ölçüde etkilemektedir. Yüksek glisemik indeksli ürünlerin tüketimi insülin direncini, doğurganlığı ve yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz etkileyen oksidatif stresi artırmaktadır. Kısırlık öyküsü olmayan18.555 kadında yürütülen bir çalışmada,yüksek glisemik indekse sahip fazla karbonhidrat tüketiminin, yumurtlama bozukluklarına bağlı kısırlık ile pozitif ilişkisitespit edilmiştir.

 

- YAĞLAR: Doğurganlığı etkileyen hayati bir diyet bileşiğidir. Yüksek yağlı bir diyetin adet döngüsü uzunluğu, üreme hormonu konsantrasyonları ve embriyo kalitesi dahil olmak üzere üreme fonksiyonlarındaki değişikliklerle ilişkili olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, yağın miktarından çok kalitesinin önemli olduğu görülmektedir. Hamilelik planlayan veya çalışma sırasında hamile kalan 18.555 kadından oluşan bir araştırma ile trans yağ asidi alımının %2 bile artırılmasının yumurtlama bozukluklarına bağlı kısırlık riskinde önemli bir artışa neden olduğunu gösterilmiştir.

 

- PROTEİN: Bir araştırmacı hayvansal protein tüketiminin, yumurtlamada eksiğe sebep olması nedeniyle daha yüksek kısırlık riski ile ilişkili olduğunu; bitkisel protein alımının ise doğurganlığı artırdığını öne sürmüştür. Bu farkın, bitkisel ve hayvansal proteininin insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü-I hormonlarının salgılanması üzerindeki farklı etkisinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

 

- MİKROBESİNLER:Folik asit, B12, B6 ve D vitaminleri doğurganlık üzerinde oldukça etilidir. Çalışmalar, gebelik öncesi dönemde folik asit (özellikle doğumsal kusurların önlenmesi için önerilen dozdan daha yüksek dozda ve B12 vitaminiyle birlikte) takviyesinin gebe kalma şansını ve embriyo kalitesini artırabileceğini göstermektedir. D vitamini ise dişi üreme fonksiyonlarının modülasyonunu sağlamaktadır. Kalsiyum, demir, çinko, magnezyum, iyot ve selenyum gibi mineraller doğurganlık açısından önemli diğer mikrobesinlerdir.

 

- KAHVE VE ALKOL: Araştırmalar yüksek kafein tüketiminin, hamileliğe ulaşma süresinin ve hamilelikte kayıp riskinin artmasıyla ilişkili potansiyel bir faktör oluşturabileceğini göstermektedir. Hamilelik sırasında kafein tüketimi ile çocukluk çağı akut lösemi, gecikmiş fetal büyüme ve çocuğun doğum ağırlığı üzerindeki olumsuz etkilerin yanı sıra çocuklarda obezite arasında doza bağlı bir ilişki gözlemlenmiştir. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesine göre, hamile ve hamilelik düşünen kadınlara günde 200 mg'a kadar kafein tüketimi önerilmektedir. Öte yandan alkol tüketiminin, doğurganlığın azalması ve adet bozuklukları geliştirme riskinin artmasıyla bağlantılı olduğuna dair kanıtlar vardır.

 

Sonuç olarak; diyetin doğurganlık üzerinde bir etkisi olduğuna şüphe yoktur. Mevcut bilgilere dayanaraktrans yağların, rafine karbonhidratların ve ilave şekerlerin tüketiminin doğurganlığı olumsuz etkilediği; lif, omega-3 yağ asitleri, bitkisel protein, vitaminler ve mineraller açısından zengin diyetin ise doğurganlığı olumlu etkilediği doğrulanmıştır. Uygun şekilde dengelenmiş bir diyet, takviye edilmesi gereken D vitamini ve folik asit dışındaki tüm mineral ve vitaminleri sağlamalıdır.

 

UZMAN DİYETİSYEN İREM YILDIZ



ARŞİV YAZILAR