Mehmet S. Nane

Mehmet S. Nane

Taşucu Tersanesi


Taşucu Tersanesi tam 20 yıldır ülkemizin ve Mersin’in gündemindedir. Mersin yakın tarihte çok önemli vatan görevleri ve millî görevler üstlenmeye aday bir şehirdir. Şehrimizin, bu görevlere şimdiden hazır olması gerekmektedir.

(Lütfen kişisel blogumun arşiv ya da Mersin kategorilerine girerek 14 Eylül ve 20 Eylül 2019 tarihli makalelerimi okuyunuz.)

 

Taşucu Tersanesi’nin yapılmasının gerekliliğini ilk olarak bundan tam 5 ay önce, 14 Eylül 2019 tarihli makalemde yazdım.

 

Konunun geçmişini kısaca bir hatırlayalım: Süreç, 1999 yılındaki 449 sayılı Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararı ile başlamıştır. Bilahare, Bakanlar Kurulu’nun 30 Temmuz 1999 tarih, 99/13198 sayılı kararı ile de Taşucu’ndaki 87 dönümlük (dekar) alan tahsis edilmiştir.

***

Bu tarihten sonra projenin tarım arazilerinin üzerinde yapılacağı ve ilaveten ‘çevre katliamına’ yol açacağı ileri sürülmüş ve proje, Danıştay 6. Dairesi’nin aldığı kararla Ağustos 2004’te durdurulmuş, Nisan 2007’de de iptal edilmiştir.

 

Bu kararın çıkmasında Türkiye’deki birçok çevre kuruluşu ve gönüllüsü yoğun çaba göstermiştir. Bu gayet doğal karşılanmalıdır. Bir görüşe, karşı bir görüş verilmesi gayet normaldir ve tartışmak yararlıdır.

Fakat her ne alâkası varsa bu konuda en canhıraş gayreti gösteren Alman Heinrich Böll Vakfı olmuştur. Arkasından da Greenpeace gelmektedir. (Bu olağanüstü ve olağan dışı gayretleri Türkiye’yi ve Türkleri sevdikleri için mi sizce?)

 

Söylemek lazımdır: Özellikle bu iki kuruluşun başını çektiği batılı çevreci kuruluşların ipliği artık pazara çıkmıştır, gerçek yüzleri artık sırıtmaktadır, inandırıcılıkları kalmamıştır ve itibarları yerlerde sürünmektedir. 

(Alman Vakıflarını Türkiye’de en çok araştıran ve bilen kişi, şehit edilen Dr. Necip Hablemitoğlu’dur. Üniversite birinci sınıfta benim de öğrencisi olma mutluluğu ve onuruna eriştiğim rahmetli hocamın kitaplarını okumanızı kuvvetle tavsiye ederim.)

***

Konumuz elbette ki emperyal menfaatler için çalışan bu tip iki yüzlü kuruluşlar değil. Bu tip yapılanmalar Türkiye’deki iyi niyetli çevrecilerin ve çevre derneklerinin hassasiyetlerini istismar etmişlerdir. Onlara bir ‘öcü’ göstererek sonuç da almışlardır. 

Burada elbette ki Türk çevreci grup ve kişilerin güdümlü hareket ettiklerini söylemiyorum. Asla. Onlar kendi iyi niyetleri çerçevesinde ve doğayı, çevreyi koruma amaçlı olarak bu projeye karşı çıkıyorlar.

 

Ben de bir Türk’üm ve sanırım en az çevreci dostlarım kadar da vatanımın doğasını, kurdunu-kuşunu, suyunu, havasını, arısını, toprağını, hayvanını, otunu, ağacını sever ve sahip çıkarım. İşin teknik uzmanı değilim ama bu hassasiyetler proje hayata geçerken irdelenebilir ve muhtemel zararlar giderilebilir kanaatindeyim. 

 

Benim kendim için genel bir doğrum var ve bu hiç şaşmadı: Batılı emperyalist ülke ve kuruluşlar Türkiye’nin bir şeyi yapmasını veya yapmamasını ısrarla istiyorsa onun altından daima bir ‘çapanoğlu’ çıkar!

 

Özellikle ve öncelikle Heinrich Böll Vakfı’nın bu projeyi durdurmak istemesi Türkiye’nin yüksek menfaatlerini engellemek içindir. Hiç şüphesiz ki Doğu Akdeniz’de tersane sahibi olan bir Türkiye uykularını kaçırır!

 

İşin bu cephesi çok çok özet olarak böyle. Şimdi sıra geldi bu tersanenin sevgili ülkemize, aziz vatanımıza sağlayacağı büyük katkıyı konuşmaya.

***

Taşucu Tersanesi’nden bahsedilirken konunun genel olarak istihdam sağlama ve yatırım yönleri irdeleniyor. Bunlar da çok önemli tabii ki fakat esas olarak millî güvenliğimizi ilgilendiren hususun üzerinde durmak istiyorum.

 

Evvela, ticari açıdan konuyu ele alalım. Uzmanlar bu proje ile 3000 kişiye istihdam sağlanacağını söylüyor. İlave olarak, dolaylı istihdam yaratılacağı da belirtiliyor. Bu projenin Mersin ekonomisine ve işsizliklikle mücadeleye ne büyük katkı sağlayacağı ortada.

 

Diğer çok önemli ekonomik katkısı ise şudur: Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de bir tersanesinin olmaması yüzünden yabancı bandıralı gemiler bakım-onarım için İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne gidiyorlar. Bu maddi açıdan bir kayıp yaratıyor. 

Oysa ki tersanemiz kanalıyla gemi bakım-onarım hizmetlerinde elde edeceğimiz ticari avantaj hiç şüphesiz ki stratejik olarak da elimizi güçlendirecektir.

***

Esas önemli katkısına gelince: Doğu Akdeniz’in inanılmaz derecede önem kazandığı ve kazanacağı bu yüzyılda Taşucu Tersanesi’nin varlığı Türkiye için elzemdir. Bütün dünya Doğu Akdeniz’dedir. Bu bölgede güçlü olmak, vazgeçilmez bir önceliktir.

Önemle hatırlatayım: Yapılacak bu tersanenin ülke güvenliğimizle birebir ilişkisi vardır. Çünkü denize kıyısı olan ülkelerde millî savunmalar denizde başlar. 

 

Çok çok önemli bir husus da şudur: Taşucu Tersanesi barış zamanlarında ticari faaliyetlerini sürdürerek Mersin ve ülke ekonomisine katkıda bulunurken, savaş hâlinde tamamıyla Türk Donanması’nın emrine verilecektir.

Yani bu tersanenin inşasının böylesine askerî ve stratejik bir önem ve önceliği vardır.

Dolayısıyla konuyu sadece istihdam ya da rant üzerinden konuşmak çok eksik ve çok hatalı bir yaklaşımdır.

***

Değerli okur dostlar, lütfen, tüm bu anlatmaya çalıştıklarımı yazımın başında zikrettiğim Doğu Akdeniz konulu makalelerimle birlikte değerlendiriniz. Bu tersanenin Doğu Akdeniz’de acilen Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etme ihtiyaç ve zorunluluğumuzla birlikte ne kadar büyük önem arz ettiğini göreceksiniz.

 

Lütfen unutulmasın: Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail’den müteşekkil bir şer cephesi sürekli aleyhimizde çalışmaktadırlar.

 

Konu tamamen millî bir meseledir. Bir millî güvenlik meselesidir.



ARŞİV YAZILAR