Av. Fatma Yakaryılmaz Belci | HEMEN YENİDEN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ | Güney Gazetesi Mersin
Av. Fatma Yakaryılmaz Belci

HEMEN YENİDEN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ


 

Gün geçmiyor ki bir kadın cinayeti işlenmesin. Bir cinsel istismar olayı yaşanmasın. Daha yeni bir tarikat şeyhinin, Hiranur Vakfı’nın kurucusu , 6 yaşındaki kızını(H.K.G) , kendisinden 26 yaş büyük , tarikatına mensup biriyle  imam nikahıyla evlendirdiğini , çocuk yaştaki kızına gelinlik giydirmiş olduğunu öğrendik. H.K.G defalarca , yıllarca cinsel istismara, tecavüze maruz kaldı.

 

Rahatsızlandığında doktora gittiğinde yaşının küçük olabileceğini düşünen doktor , hastane polisine ihbarda bulunuyor. Savcılık mağdur kızın kemik yaşının tespiti için hastane doktoruna gönderildiğinde muayene için , yerine,  yaşça büyük bir başka kadın muayene ediliyor. Kendisi hiçbir şekilde muayene edilmiyor. 17 yaşında hamile kalıyor.

 

İşte tüm bunların önüne geçebilmek için ne yapabiliriz , sorusu akla kalıyor. Benim aklıma ilk gelen İstanbul Sözleşmesi oluyor. Bu sözleşmenin etkin bir şekilde iç hukukta uygulanması  gerekiyor.

 

Niçin İstanbul Sözleşmesi?

 

İstanbul Sözleşmesi bu güne kadar gerek kadına şiddet gerekse de aile içersinde şiddet konusunda insanoğlunun yapmış olduğu en iyi sözleşme. Kadın haklarını düzenleyen bir çok sözleşme var. Fakat İstanbul Sözleşmesi , imzalanmış olan diğer sözleşmelerden direk ayrılıyor. Bu sözleşme direk olarak kadına yönelik şiddeti odağına alıyor. Bu sözleşmeden önce imzalanmış olan  Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi olan kısaca CEDAW olarak bildiğimiz sözleşmede de kadın hakları , kadına karşı her türlü ayrımcılığın kaldırılması öngörülüyor.

 

İstanbul’da imzaya açıldığı için İstanbul Sözleşmesi adını alan sözleşmenin tam adı Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir. Anlaşılacağı üzere bu sözleşme esasen kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet konusunda imzacı devletlere bir takım yükümlülükler yüklüyor. Tabi bunun içersinde çocuklar da var.

 

Sözleşme , imzacı devletlere birtakım yükümlülükler yüklüyor. Öncelikle şiddetin ortaya çıkmasını ‘’önle’’ diyor. Devlet olarak önleyici tedbirler al. Öyle bir toplum yarat ki şiddet ortaya çıkmaya cesaret bulamasın. Bunun yolu da eşitlikçi toplumdan geçer. Toplumsal cinsiyet eşitliğini bütün topluma yayın , bunun için eğitimi kullanın. Yani insanları eğitin diyor.

 

İkinci olarak , hemen böyle bir toplum yaratamayabilirsiniz. Bu durumda da tehdit sözkonusuysa , kadını , şiddet mağdurunu aktif olarak koru diyor. Aktif olarak koruma deyince akla hemen 6284 sayılı aile içi şiddetin önlenmesine ilişkin kanun geliyor. Bu kanunda da temel olarak kadına ve de aile içinde şiddetin önlenmesi öngörülüyor. Bu kanun İstanbul Sözleşmesi nazara alınarak yapılmış bir kanundur. Şiddet uygulayacak ya da uygulayan eşin, erkek arkadaşın , kardeşin evden belli bir süre ile uzaklaştırılması , ev ve işyerine yaklaştırılmaması, telefonla taciz sözkonusuysa , tacizcinin telefon etmesinin engellenmesi ya da can güvenliği sözkonusuysa , mağdurun sığınma evlerine yerleştirilmesi, devletin, belediyenin yeterli sayıda sığınma evi açması ve benzeri daha bir çok önlem alınabilir. Yani şiddet mağdurunu ‘’ koru ‘’ diyor.

 

Üçüncü olarak, imzacı devlete diyor ki; önleyici bir toplum yaratamadın, kadını korumak istemene rağmen koruyamadın ve de kadın bir zarar gördüyse , örneğin şiddet gördüyse, o zaman en azından etkin bir kovuşturma yap. Şiddeti uygulayan kişiyi yargı makamları önünde yargıla, hakkettiği cezayı ver. Adaleti sağla , diyor devlete.Kısacası eğer tüm çabalara rağmen ortada bir şiddet mağduru varsa , şiddeti uygulayan kişiyi etkin olarak yargıla diyor.Ceza kanunlarına caydırıcı hükümler koy ki; şiddeti uygulayan kişi bir daha şiddete başvurmasın.

 

Son olarak da,sözleşme artık anlayışlı değil. İmzacı devletlere diyor ki; buraya kadar anlattığımız tüm şeyleri yapsan dahi yetmez, kadınları güçlendireceksin diyor. Bu noktada bütüncül politikalar geliştireceksin diyor.

 

Özetlemek gerekirse sözleşme imzacı devletlere dört aşama öngörüyor. Bunlar sırasıyla , ‘’önleme’’, ‘’koruma’’, ‘’yargılama’’ ve ‘’ bütüncül politikalar’’ geliştirmektir.

 

Sözleşme şiddetin önüne geçebilmek için her türlü eğitimin yapılmasını öngörüyor. Eğitimin  ilkokul sıralarından başlayarak , toplumda yer alan tüm herkesin eğitilmesi gerektiğini vurguluyor.

 

Sözleşme , ayrıca imzacı devletlerden , ilerde meydana gelecek şiddet olaylarını önleme amacıyla , özellikle aile içi şiddet girişiminde bulunanların şiddeti dışlayan davranışlar  benimsemelerine yönelik eğitim programlarının oluşturulması isteniyor. Cinsel suç girişiminde bulunanlar için de benzer şekilde eğitim programlarının oluşturulması talep ediliyor.

 

Sözleşme hükümleri mağdurları nasıl koruyor; bir de buna bakalım.

Şiddet eylemlerine maruz kalmış mağdurlara, kısa ve uzun dönemli uzman destek hizmetlerinin sağlanması sözleşmede zorunlu kılınıyor.

 

Başta kadın ve çocuklar olmak üzere şiddet mağdurlarına barınaklar sağlanmasını sözleşme öngörüyor.

 

Şiddet mağdurlarının 7 gün 24 saat her an ulaşabilecekleri telefon hatlarının oluşturulmasını sözleşme öngörüyor.

 

Cinsel şiddet mağdurlarına hem tıbbi hem de psikolojik destek sağlanması öngörülüyor.

 

Şiddet olayına tanıklık eden çocuklara da psikososyal  danışmanlık hizmeti sağlanması sözleşmede yer alan yükümlülükler arasında.

 

Sözleşme şiddet mağdurunun , şiddeti uygulayanlara karşı hukuki yollara başvurulmasını öngörüyor.

 

Sözleşme taraf devletlere, ‘’ zorla gerçekleştirilen evliliklerin geçersiz ve hükümsüz kılınabilmesini veya sona erdirilmesini temin edecek yasal ve diğer tedbirleri alma zorunluluğu getiriyor.

 

Sözleşmede psikolojik şiddet ve taciz amaçlı takibin de cezalandırılması gerektiği öngörülüyor.

 

Bir kişiyle rızası olmaksızın vücut parçası veya cisimle cinsel ilişkiye girmenin yanı sıra, bir kişinin rızası olmadan üçüncü bir insanla cinsel nitelikli eylemlere girmesine neden olmak da cinsel şiddet kapsamına alınıyor.

 

Eski veya mevcut eşler veya birlikte yaşayanlar arasında bu tür eylemler de cinsel şiddet kapsamına alınıyor.

 

Sözleşme imzacı devletlerden bir kişinin ya da çocuğun evliliğe zorlanmasının da cezalandırması konusunda devlete yükümlülük yüklüyor.

 

Sözlü veya sözlü olmayan davranışlar da ‘’ cinsel taciz’’ kapsamına alınıyor ve sözleşmeci devletten bu tarz eylemlerin cezalandırılması isteniyor.

 

Sözleşme ile kolluk kuvvetlerinin( polis, jandarma) her türlü şiddet eylemine karşı mağdurlara yeterli korumayı derhal sağlamaları ve müdahalede bulunmak için yasal ve diğer tedbirleri almaları zorunlu kılınıyor.

 

Sözleşme şiddet mağdurlarına haklarının ve menfaatlerinin anlatılması için destek hizmetleri sağlanmasını öngörüyor, hukuki yardım ve ücretsiz adli yardım sağlanmasının da önünü açıyor.

 

Sözleşmede, ‘’ Taraflar statüsü ve ikamet durumuna bakılmaksızın , korumaya muhtaç kadına yönelik şiddet mağdurlarının hayatlarının risk altında olabileceği veya işkenceye veya insanlık dışı muameleye veya cezalandırılmaya maruz kalabilecekleri hiçbir ülkeye hiçbir durum altında iade edilmeyeceklerini güvence altına almak üzere gerekli yasal veya diğer önlemleri alacaklardır’’ deniyor.

 

Görüleceği üzere hemen yeniden İstanbul Sözleşmesi diyoruz. Hatırlanacağı üzere İstanbul Sözleşmesi Türk aile yapısını bozuyor diye iptal edildi.

 

Ülke olarak, bizim tüm yaşananlar karşısında reçetemizdeki ilacımızı İstanbul Sözleşmesi oluşturuyor.

        

 

 



ARŞİV YAZILAR