Sibel Gelbul

Sibel Gelbul

LÜKS YAŞAMA VE SOSYAL SINIF EDİNME ARZUSU


Aslında paranın, en ulu değer sayılması!

Japon iş adamı Sakura: “Siz Türkler rahatınıza çok düşkünsünüz. Mütevazı yaşamıyorsunuz. Daha sonra borç batağına giriyorsunuz. Ben iş adamıyım sıradan evim arabam var. Görüyorum ki sizde böyle değil. Asgari ücretlide en lüks telefon var. Ayrıca milli değilsiniz. Marka sevdanız var. Biz Japonlar yatırımı bilgiye yapıyoruz. Siz hazıra konuyorsunuz. Üretemediğiniz takdirde sadece tüketici olarak kalırsınız.”

Güzel tespit yapmış. Lüks, bir hayata bakıştır.

Lüks yaşama arzusu maalesef ülkemizde oldukça yaygın. Hemen hemen birçoğumuz lüks yaşamak istiyor. Bu yüzdendir ki ülkede Milli Piyangodan, şans oyunlarından medet uman çok insanımız var.

Uzman psikolog ve Yüksek Lisansını yapan oğlum Eral, insanlar pahalı olan ürünün üç katı daha kaliteli olduğunu düşünüyor. Daha pahalı ürünlere yönelme nedeni tatmin duygusunu yaşamak ve lüks takıntımız. Hatta çoğunlukla ’Takıntı Hastalığı’ olarak bilinen, psikolojik bir rahatsızlık olan Obsesif Kompulsif Bozukluğun bile ortaya çıkabileceğini ifade etti.

Kullanılması gereken yerin dışında kullanmak, lüzumsuz yere harcamak ve saçıp savurmak moda haline geldi. Önceliklerimizi düşünen maalesef yok. Önceliğimiz; kendimiz, sosyal statümüz, markalı kıyafetlerimiz… Adımızı popüler yapabilmek için lüks takıntısıyla, yüksek miktarlar ödenen sanatçılar getirmek. Katma değeri yüksek olmayan sadece Show meraklılarını tatmin etmekten öte bir şey değil. Yani kısacası lüks ve israf ortaklığı. Kapitalizmin tüketim hırsı, farklı insan tiplemesini meydana getirdi. İnsanoğlunda bitmeyen doyumsuzluk mevcut. Ülkemizde insanlıktan yoksun, boş ideolojiler peşinde koşan zihniyetler var. “Bir elimde cımbız, bir elimde ayna, umurumda mı dünya ´diyenlerle dolu.

Mersin’de birçok AVM, dinamik odalar ve Sivil Toplum Kuruluşları, Birlikler mesela karar alsalar. Küresel ısınmayla alakalı iklim değişikliği ve doğal afetlerden etkilendiğimizi yakın zamanda yaşadıklarımızdan hissetmeye başladık. Şaşalı sanatçılar getirtmeyelim. Yerel sanatçılarımızı, Operalarımızı değerlendirelim. Her kalemden herkes ödün vermek koşuluyla önceliklerimizi birlikte belirleyelim ve bütçelerimizi onun için kullanalım. Ne güzel olurdu!

Derneklerin, Odaların artık vizyon değiştirmesi gerekiyor. Hızla herkes dernek kuruyor. Kadınlar, Engelliler v.b. Bu kadar çok dernekleşme yerine neden birleşerek kent için reel olarak misyonunuza uygun projeler üretmiyorsunuz. Derdimiz ortak akıl olmalıyken bir bakıyorum ki yine yeniden dernek… Hangi kitleye, kime, neye çalışacaksınız? Birçok dernek varken farklı isimlerle piyasaya çıkmanızda ki gaye hırs mı?

Haydi, bakalım 3000 dernek sayımız oldu 3001.Hayırlı olsun diyemeyeceğim. Hiç kimse kusura bakmasın. Herkes ayrı telden ötüyor. Elâzığ da deprem, Van’da çığ olurken memleket bunu konuşup neler yapılmalı diye kafa yoracağına farklı sıçramaların peşinde. Hiçbir işe yaramadıkları, birtakım kişilerin bu dernekleri unvan sahibi olmak ya da siyasete geçebilmek için araç olarak kullandıkları gibi birçok konuda gündeme gelip görünür olmaya çalışıyorlar. Dernek ağaları yaratmak için mi varlar, sadece?

Sosyal sınıf, lüks yaşam, sıçrama tahtası dernekler, üç-beş giyinmiş kuşanmış kadınlar, siyasete girmek isteyen baylar, başkanlar, adaylar, iş insanları, her gün yeniden kurulan dernekler, hepinize sesleniyorum. Kentimiz için biz ne yapıyoruz? Mersinli olmak sadece somut bir kavramla değil, gönül bağıyla kentimiz için üretmektir.



ARŞİV YAZILAR