Abidin Yağmur

Abidin Yağmur

Parası olanın hobisi: Gazetecilik


Gazete bayinin önünden geçerken durdum.

Gerçi burada bir yanlışlık var sanırım. Bu büfelerde eskiden çok gazete satılırdı, onun için gazete bayii denirdi, şimdi bu büfelerde gazete satılmadığına göre ne demeli?

Dur şöyle düzeltelim:

Tekel bayinin önünden geçerken durdum.

Gerçi bu da yanlış oldu sanırım. Bu büfelerde eskiden çok Tekel ürünü satılırdı, onun için Tekel bayii denirdi, sonra Tekel ürünü tütün ve içkiler de, özel sektör ürünü tütün ve içkilerde satılmaz oldu; millet ucuz diye önce sahte rakıya yöneldi, sonra kendisi evde rakı yapmaya başladı, sigara zamları kaçak tütüncülüğü patlattı, kaçak patlayınca yasallık kazandırıldı, açık tütün oldu…

Haliyle bu büfelerde şimdi Tekel ürünleri de satılmadığına göre ne demeli?

Dur şöyle düzeltelim:

Bakkalın önünden geçerken durdum.

Gerçi bu da tam olarak karşılamıyor; bakkal başka şey, benim önünden geçmekte olduğum, geçerken raflarda sabahtan akşama kadar bekleyen, akşamın geç saatinde olduğu gibi iade paketlerine sarılan gazetelere baktığım yer başka bir şey.

***

Neyse ney işte, uzatmayalım, çocuğun adını koyalım.

***

Durup baktım gazetelere.

Beşinin onunun manşetleri aynı.

Fotoğrafları aynı.

Birkaçı farklı manşetlerle çıkmış ama dikkat çekmiyor.

Birinin çok güzel manşeti var, o gün o bakkala 5 tane getirmişler o gazeteden ama o da diğerleri gibi alıcı bulamamış.

O güzelim manşet, “Daha ne yazayım size arkadaş? Ne yazayım da kendimi okutayım, bilmiyorum ki” der gibi hüzünlü.

***

Üşenmedim saydım her bir gazeteyi.

Bakkala sordum.

Çoğu geldiği sayıda, hiç satılmadan iade edilecek.

Birkaçı sadece bir adet, iki adet satılmış, kalanı iade edilecek.

Her gün mü böyle?

Yani” dedi bakkal. “Her gün böyle desem yalan olmaz.”

***

Kendime bir cino aldım.

Bir de gazete.

Eh bakkalı o kadar lafa tuttuk alışveriş yapmadan çıkmak olmaz.

Cino’yu yerken eski zamanları düşündüm:

Gazeteler ahım şahım satmazdı ama her bayide üç beş satardı.

Giderek azaldı.

O zamanlar gazeteci azdı, gazete satışı fazlaydı.

Şimdi gazeteci çok, gazete satışı yok.

Demek ki, gazeteci sayısıyla gazete sayısı arasında ters orantı var.

***

Hem gazeteci azken, haber çoktu.

Muhabirlik vardı.

Şimdi gazeteci çok, muhabir az, haber az.

Demek ki gazeteci sayısıyla muhabir sayısı ve haber sayısı arasında da bir ters orantı var.

***

Gazete yok.

Haber yok.

Gazetecilik çok.

Televizyonu açıyorsun, ekranı 8’e bölmüşler, 7 gazeteci var.

Bir başka televizyonu açıyorsun beş on gazeteci orada var.

Öbür televizyonda da beş on gazeteci.

Youtube’a giriyorsun kendilerine kanal açmışlar, yüzlerce gazeteci var.

Ortada gazete yoksa, bu kadar gazeteci nasıl para kazanıyor, ne yiyip ne içiyor?

Yoksa gazetecilik, zenginlerin, parası olanların yaptığı bir hobi haline mi geliyor?

***

Bu satırların yazarı,  gazetecilik mesleği gazetecilere maaş veremez, gazetecilerin karnını doyurmaz hale geldiği için sektörü değiştirmiş,  bir belediyenin basın bürosunda emekçilik eden bir fani kişidir.

Gazetecilik mesleğine hariçten gazel okuması doğru olmaz.

Onun için sen söyle,  gazeteci kardeşim…

Asgari ücret 2000 lira iken, 1500 liraya, 1300 liraya çalıştırılan gazeteci kardeşim.

Sigorta primi yüzü görmeyen gazeteci kardeşim.

Yaşı 40’ı, meslek kıdemi 15 yılı geçmişken, sırf medya patronu biraz daha kâr etsin diye, İş-Kur’un ‘İşbaşı Eğitim Programı’dan işe alınan, çırak muamelesi gören gazeteci kardeşim.

Sen söyle…

Gazetecilik, zenginlerin, parası olanların yaptığı bir hobi haline mi geliyor?



ARŞİV YAZILAR