Baha Sadık Akıner | Basın Onur Günü mü dediniz? | Güney Gazetesi Mersin
Baha Sadık Akıner

Basın Onur Günü mü dediniz?


 

“Geç kaldım; her şeye biraz, kendime çok…” demiş ya hani Didem Madak şiirlerinden birinde dostlar. Yeni Türk şiirinin en önemli temsilcilerinden, annesi Fisun gibi aynı yaşta 39 yaşında şu kavanoz dipli dünyaya veda eden. Oku oku doyamadığımız acı, anne ve evlat şiirlerinin hassas yürekli şairi…

 

Ne yapayım? Biraz geç oldu ama Mersin’in özgün sesi Güney Gazetesi’ndeki köşem Cuma…

 

Atamızdan miras ama yine, yeniden, yazık ki çok sönük geçen 16 Ocak Basın Onur Günü’nden bahsetmek istiyorum size…

 

‘Basın’ dendiğinde ‘Onur’ mu kaldı diyecek olursanız; evet, hâlâ var onurlu gazeteciler…

 

İyi ki varlar!

 

Müsaadenizle ‘çok onur’lu günlerden bahsedeyim size biraz. Bu 16 Ocak Basın Onur Günü'ne nasıl karar verilmiş mesela?

 

Bahsedeceğim mevzularda; ‘Onur’ bolca geçmekte ya; biraz alalım da günümüze katalım, belki ‘onur’ ortalamamızı yükseltiriz. Ne dersiniz?

 

*****

 

Tarih, yüz yıl öncesinden: 16 Ocak 1923…

 

Saat: 21.30'dan, 17 Ocak'a bağlayan gece yarısı 03.00'e kadar sürdü Atamızın ilk ve son ve tek basın toplantısı…

 

Mustafa Kemâl, Kocaeli'nde gerçekleştirilen basın toplantısında gazetecilerin sorularına verdiği cevaplarda; Osmanlı savaş politikasından ulusal bağımsızlık mücadelesine, mücadele sırasında karşılaşılan sorun ve çözümlere, o döneme kadar yapılan çalışmalara ve ileride yapılması gerekenlere değindi:

 

"Milli Mücadele'nin maksat ve gayesi, milletin tam istiklâlini ve kayıtsız şartsız hâkimiyetini temin etmek ve devam ettirmektir…

 

1 Kasım'da, Büyük Millet Meclisi'nde verilen karar, yeni Türkiye devletinin mahiyetini bir defa daha vurguladı…

 

Bu milletin çoğunluğu bizimle olursa; fırka deyiniz, ne derseniz deyiniz, yürütmek mümkündür. Çoğunluk beraber değilse; grup deyiniz, heyet deyiniz, buna dayanarak inkılâpta muvaffakiyet mümkün olamaz…

 

Dünyada denge denilen bir şey vardır. Biz, onun haricinde değiliz. Doğrusunu söylemek lazım gelirse; bu dakikada emniyete değer olan siyaset, yalnız kendi varlığımıza dayanmaktır…

 

Sulh olmak ihtimali vardır. Olmamak ihtimalini de nazarı dikkatte tutmaktayız. Tedbirlerimiz vardır. Çünkü canımız çok yandı, çok aldatılmışızdır" diyerek kurulacak Cumhuriyet'i 9 ay öncesinden ilk defa müjdeledi…

 

Kocaeli'nde gerçekleşen bu basın toplantısı bu yönüyle de çok önemlidir…

 

*****

 

Mesleğimde 32. yılımı yaşıyorum. Edebiyatla da ilgiliyim ve üretimlerim olmakta. Ama kendimi öncelikle bir basın neferi olarak görüyorum. Sürekli Basın Kartı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Şeref Divanı üyesiyim. Bağlı bulunduğum bu üyeliklerimle de gurur duyuyorum…

 

Bu kadar kötüyken her şey; kalemini satmayan, onurlu çok meslektaşımın olduğunu da biliyorum ve görüyorum. Ve yaşama karşı umutlanıyorum…

 

Haddim değil bu kadar meslek büyüğüm varken konuşmak ve çok var ama tarifi, ben şöyle tarif ediyorum gazeteciliği:Güncel olaylar, akımlar, konular ve kişiler hakkında bilgi toplayan, dürüst, etik ve tarafsız bir şekilde araştırma yapan, dürüst, etik ve tarafsız bir şekilde bu belgeleri yazma, yayınlama ve sunma ile görevli meslek insanı…

 

Öncelikle güce biat etmez gazeteci dediğin. Kuşkuludur, sorgular; araştırır, yayınlar. Olabildiğince sivridir, ucu küt değildir kaleminin. Bir kaynar kazanın içindedir her dem. Kendinden geçmiş, kendini topluma adamış kişidir. Hep bir kaygılıdır toplum için. Kendine fayda değil, topluma fayda olarak bakar her araştırmasına…

 

Dürüsttür, ‘kayıt dışı’ dendiğinde kullanmaz o bilgiyi ama saklar. Zekidir, yeri geldiğinde nasıl davranılacağını bilir. Çoğu zaman özel hayatına kötü olarak yansısa da boynu diktir her dem; eğilmez, bükülmez…

 

Zordur ama tek kelimeyle tarif edilecekse eğer, benim için tek kelimelik tarifi: Tanık’tır, gazeteci…

 

Görünür bir şeyse o haber, tanık’lıklar çoğalır. Çok kişinin tanıklığında hız önemlidir. Haberini ilk kim yapacak…

 

Gözle görülmeyen, elle tutulmayan, hafiye gibi araştırılıp sonucunda bulunan haberde ise sadece kendisidir o tanık. Bu aynı zamanda bizim gibi faili meçhul cinayetlerin çokça olduğu ülkelerde tehlikelidir. Tehlikelidir ama gazeteci için tehlike, umursanacak bir şey değildir. Onun yoğun heyecanını yaşar sadece. Tekli tanıklıklarda bir sonraki aşama, kanıt’tır. Kanıtını sağladığında ve tüm şartlar oluştuğunda, yeri ve zamanı geldiğinde haberini sunar gazeteci. O andan itibaren sırtında bir nefes duymaya başlar…

 

Korkmaz mı hiç, tabi ki korkar gazeteci de. İnsandır sonuçta. Cesaretlidir ama her dem. Zaten korkmamak değildir cesaret dostlar. Korkuya rağmen, "Ben varım!" diyebilmektir. Harekete geçebilmektir. Hayâl kırıklıklarını da göze alarak, risk alabilmektir. Sorumluluk almaktır,karar vermektir…

 

Herkes kendi çıkarının peşindeykenve sürekli şekilden şekle girerken, aslında bilinen doğruları haykırmaktan çekinmez gazeteci dediğin...

 

Satır arasına ne hacet, açık açık, sadece o yöne bakıldığında görülebilecek yakınlıkta; nefesi yettiği kadar, avazı çıktığı kadar bağırır gazeteci, görebilene…

Hep kuşkuludur ve araştırır dedim ya, eleştirmeyi de sever gazeteci. Kendine yapılan eleştirileri de olgunlukla karşılar ve gelişimine bağlar. Yalnızdır, farklıdır gazeteci. Taşın altına elini koyar…

 

Arkasını önünü hesap etmez, sinip-saklanmaz gazeteci. Dimdik, omurgalı yaşar her dem. Korkakların her gün öldüğü bu dünyada; yetkin olmayanların olabildiğince etkin olduğu bu zamanda, ölürse bile sadece bir kez öleceğini bilir. Ve öyle yaşar gazeteci…

 

Daha anlatmaya kalksam sayfalar yetmez ya, her alanda çokça olduğu gibi gazeteciler arasında da onursuzlar var tabi ki. Onlar ki, kendilerini gazeteci sanan fırıldaklar…

 

Tüm onurlu meslektaşlarımın, biraz gecikmeli de olsa 16 Ocak Basın Onur Günü'nü kutluyorum...

 

İyi ki varsınız…



ARŞİV YAZILAR