Yasmina Lokmanoğlu | Mersin’in Yemek Sektörü | Güney Gazetesi Mersin
Yasmina Lokmanoğlu

Mersin’in Yemek Sektörü


 

2020 ve 2021 yılları hepimiz Pandemiden dolayı evlerimizde oturduk. Evlerde yemek pişirdik. Sokağa çıkmaya ve birkaç arkadaşımızla sohbet etmeye hasret kaldık. Hasret kalanlardan da biri de benim. Arkadaşlarımı çok özledim ve onları görmenin en kolay yolu dışarı yemeğe gitmektir. Benim konum zaten yemek ve bu konuda da diplomam olduğu içinde sektör için zor bir müşteriyim. Onun da gayet farkındayım. Gittiğim yeri sorgularım. Görevliyi çağırır itiraz ederim. Tabi ki pandemiden evvel ederdim. Pandemi milat oldu ve sonrasında sorgulamayı daha az yapar oldum. Ekonomik olmaları gerekliliğini ve kapalı kaldıkları dönemde boşuna ödedikleri kiraları düşünüp kendimi ikna ediyorum.  Gelen yemeği tabağımda bırakıp kalkıyorum. Eskiden olsa garson gelip size” bunu neden yemediniz, bir kusurumuz mu oldu” diye sorardı. Şimdi onlara da bir şey oldu. Aman günü bitirelim evimize gidelim havasındalar. Bir şey de söyleseniz hemen,” aaa çok özür dileriz” diye geçiştiriyorlar. Ayrıca işimi de şansa bırakmam, gitmeden rezervasyon da yaparım, sürpriz sevmem.

 

Geçen hafta biz Mersinlilerin rağbet ettiği üç lokantaya gittim. Birincisi genelde ev yemekleri yapar. Sahibi kapıdaydı, selamlaştık girdim. Günün yemeği Lazanyaydı. İtalya’nın meşhur yemeği olmuş başka bir tarif. Kıymalı börek değil, hamuru hazır hamur ve sert, kıymalı sosu salça içinde yüzüyor. Peynir yok, beşamel sos yok ve adı Lazanya. Arkadaşım, yapmasını bilmiyorsan veya malzemeden çalacaksan yapma, onun yerine Kıymalı Konya usulü su böreği yap. Kıymalı makarna veya fırında makarna yap. Servis sıfır. İçecek asla sorulmuyor. Su cam küçük şişelerde. (Bu güzel, hiç olmazsa plastik ile doğayı kirletmiyor). Arıtma kullanabilir, sürahi ile servis yapabilir, suya para almayabilir ama ben artık bunları kimseden beklemiyorum.

 

İkincisi benim çok sevdiğim bir yer. Bana kibarlık olsun diye malzemeyi çokça koymuşlar. Üzerindeki et yumuşak ama yetiştiren kasap çokça hormon veya antibiyotik vermiş, o da etin lezzetine sinmişti. Hemen Şefi çağırdım. Uyardım. Özürler ve özürler ama yerine bir şey ikram edelim cümlesi çıkmadı.

 

Üçüncüsü her zaman gittiğim bir yer. Çorba sipariş vermeden sordum, bunda hazır bulyon var mı? Varmış. O zaman olmayan bir çorba alalım dedim. Yemeğimizi yedik çıktık. Midem kullanılan yağlardan kaynıyor. Ah kızım ya evin de mis gibi malzeme ile bir çorba yapıp içseydin ya, derdin ne, kaşınıyorsun diye söylene söylene evime döndüm.

 

Son zamanlarda şefler artık malzemelerin fiyatını öne sürerek kolaya kaçıyorlar.  Kendi et, balık, tavuk suyunu çıkaran kalmadı. MonosodiumGlutamet, Hazır Bulyonlar ve soslar ile iş yapıyorlar. Bu da bizim sağlığımızı tehdit ediyor. Kanserojen maddeler bunlar. Bunun çözümü çok basit, haftada kaç tabak çorba satıyor, onu belirleyip, ona göre et, tavuk suyunu çıkaracak. Geniş dondurucuları var. Porsiyonlar halinde koruyacak. Eti temin ettikleri çiftliklerin şartlarını hiç sorgulayan var mı? Acaba hayvanı nasıl besliyorlar ve hangi gıda ile diye sorgulamaları gerek. Neden mi? Çünkü artık hazır yem herkesin kolayına gidiyor ve çiftlik sahibi bunu kullanıyor. Keza sebze ve meyve içinde aynı şekilde çalışmaları gerekiyor. Marketten de alsalar birçok marka market artık bu bilgileri şeflere veriyor. Yeter ki işlerine sahip çıksınlar, baştan sağmasınlar.

 

Bizler dışarı çıktığımızda evimizden daha güzel yemekler yemek için çıkalım. Yediklerimizin tadı damağımızda kalsın ki bir daha sefere yine gidelim.

 

İyi haftalar.



ARŞİV YAZILAR