Abidin Yağmur | Kar altındadır | Güney Gazetesi Mersin
Abidin Yağmur

Kar altındadır


Ocak ayını ortaladık, doğru dürüst yağmur yağmadı Mersin'e.

Yurdun yüksek kesimlerinde kar hasreti var.

*

Mesela Sivaslıların sosyal medya gruplarında bir fotoğraf gördüm dün.

Geçen yıl 23 Ocak yazdıkları fotoğrafta Sivas kar altında,

bu yıl 23 Ocak yazdıkları fotoğrafta kupkuru kaldırım taşları var.

Özlemişler karlı günleri.

*

Haksız değiller.

Şimdiye kadar çoktan kar düşmüş olmalıydı oralara.

Düşmeliydi ki hava yumuşasın üç beş gün, toprak altında bekleyen buğdayı örtsün kar, beslesin, şimdilerde kupkuru ayazın yaktığı toprağı örtsün kar, suyunu bıraksın, o su toprakta bitkiler yeşertsin, bahar gelince o bitkiler gıda olsun canlılara.

Fakat yağmadı kar.

*

Ne diyordu Ahmet Arif yılın bu zamanlarını anlattığı şiirde:

"... Toros, Anti-toros ve asi Fırat

Tütün, pamuk, buğday ovaları, çeltikler         

Vatanım boylu boyunca

Kar altındadır..."

*

Bu sene başka...

Anamın dediği gibi:

“Bu sene bir hikmet…”

*

Halk aşığı Seyrani günümüzde yaşasaydı ve bu kuraklığı; Çukurova için yağmursuz, Anadolu içleri için karsız kışı görseydi şöyle derdi belki:

 

 

"İki bin yirmi üç senesi ocak ayında

Dünyanın halleri acayip oldu

Kurudu dereler bahçeler yandı

Bozuldu iklimler kar yağmaz oldu"

*

Seyrani Baba gerçi meseleyi kuraklık gibi, yağmur gibi, kar gibi doğa olaylarıyla sınırlı tutmaz, toplumsal olaylara da bir gönderme yapardı eli değmişken.

Şöyle derdi belki:

 

"Bozuldu terazi yanlış tartıyor

Zengin yolu buldu fakir bakıyor

Hırsızla eşkıya aşık atıyor

Bozuldu asayiş hır bitmez oldu"

*

Halk aşığının laf demesi kuru otun alev almasına benzer. Kuru ot ateşi gördü mü gerisi gelir ya, redifi alınca durur muydu hiç aşık.

Şöyle devam ederdi belki:

 

“Bozuldu mahkeme kadı firarda

Cahiller yakında alim uzakta

Mürteci makamda paşalar damda

Bozuldu gelenek şer bitmez oldu”

*

Gücü yeten döverzayıf kalanı

Mühür tutan yiyor devlet malını

İşgal edip hakkın temiz yolunu

Bozdular yolları kir bitmez oldu”

 

*

Lafa kardan, yağmurdan, kuraklıktan girdik nerelere geldik, hesapta yokken.

Güya kuraklık felaketi üzerine bir iki laf edip kenara çekilecektim; geldim sosyal, siyasal, ekonomik felaketlere getirdim lafı.

Üstelik bir de Seyrani Baba’nın adını kullanıp kendi şiirlerimi yazdım iyi mi?

*

Seyrani Baba, Coşkuni mahlaslı bendenizin bu şiir denemelerine, bu kaçak güreşine tanık olsaydı, “Savcılıktan çağırırlarsa şiir benim değil, Seyrani’nin şiiri derim” diye plan yapmamı görseydi nasıl kızardı kim bilir.

Şöyle derdi belki de:

O çağdan bu çağa laf atarsın Coşkuni

Ne bilsin Baba Seyrani sizin o devri

Kendi çağın yazar söyler ozanın hası

Lafı ortaya atıp kaçmalı değil”

 

 

 



ARŞİV YAZILAR