Fikret Ünver

Fikret Ünver

DUYDUKLARIM-GÖRDÜKLERİM-YAŞADIKLARIM


                Çocukluğumdan beri her güne “bugün çok önemli bir şeyler olacak” diye başlarım.

 

                “Yaşayacağım o anlar için doğduğuma” inanırdım. Pür dikkat bakardım etrafıma, “ıskalamayayım, kaçırmayayım” diye... Algı antenlerim hassaslaşır, gözlerimle her şeyi didikler, kulaklarım teyp olur sesleri kaydeder, ortamın kokusu bile burnumun direğini sızlatırdı neredeyse...

 

                Babam rahmetli, farklı bulurdu beni. İç odada Annem rahmetlisine, “bu çocuk farklı” dediğini duymuştum. Beş-altı yaşlarındaydım. Annemin söylene söylene “şımartalım da başımıza çıksın” diyerek dom dom mutfağa yürüyüşünü hiç unutmam.

 

                Abim rahmetli de fark etmiş olacak ki, yaşamı boyunca kıskançlığını esirgemedi...

 

                Babam işe gidince Annem yüce adaletinden şaşmaz, yaramazlığı hangimiz yaparsa yapsın, uçan terliklerini ikimize de fırlatırdı. Dayağı yiyince, rehavet basardı.

 

                Babamın gelme vaktinin yaklaştığını, annemin baş ağrısı için kafasına başörtü sarmasından anlar sevinirdim.

 

                Bunlar 1950’li yıllarda yaşandı.

 

                Neyse...

 

                Konuyu fazla dağıtmadan toparlayalım. O gün-bugün duyargalarım hep açıktır. Özendiğim hareketleri “ben neden yapmayayım” der ve aynısını tekrarlamaya çalışırdım. Başardığım da oldu, beceremeyip rezil olduğum da... Ama hiç yılmadan, üstüne üstüne giderdim.

 

                Korkuyu yüreğime hapseder, davranışlarımı kontrol etmesini engellerdim. Arada bir “o” hapisten kaçardı. Ben de “Korkmaktan” korkar, tabana kuvvet vınlar, soluğu anneannem ve annemin şefkatli kucağında alırdım.

 

                Aradan bir, üç, beş, on, yirmi, otuz derken 69 yıl geçti. Herkes öldü, bir ben kaldım. Huy değişmedi ama ortam değişti. Kucaklarına sığınacağım, ninem, anam kalmadığı gibi, koruyuculuğuna, gücüne yaslanacağım babam da artık yok. Abim bile sizlere ömür... Korksam ne olacak sanki... Korkuyla da vedalaşalı çook oldu.

 

                Gördüklerim, duyduklarım ve yaşadıklarım kaldı geriye...

 

                Eşim Filiz de, “anılarını yaz” diye başımın etini yiyip duruyor...

 

                Baktım onun “dırdırından” kurtulamayacağım, “tamam” dedim, “yazacağım”... Ne de olsa yanımda bir o kaldı.

 

                Eskiler çekti gitti... Yeniler ise, görecekleri, duyacakları ve yaşayacaklarının peşinde uzaklardalar.

 

                Filiz’in kulağına gitmesin! Hepsini yazmadım. Yüreğimde sakladım çoğunu... Benimle gidecek onlar...

 

                Mahşerde hesaplaşmalarım var...

 

DEVAMI 21 Şubat Cuma.

(HİKAYE-1, “Yavru tilki”)

                  

 



ARŞİV YAZILAR