Sibel Gelbul

Sibel Gelbul

RÜYAM GERÇEK OLSAYDI!


Sabah 06.00 da horozun sesiyle uyandım. Pencereyi açtım. Mis gibi bol bol narenciye kokusuyla kendime geldim. Her taraf portakal ve limon bahçesi.

Orijinal tereyağ, katkısız peynir ve ekmekle kahvaltımı yaptım. Yola koyuldum. Trafik muhteşem ve kurallara uyan arabalarla dolu. Metrodayım. İnanılmaz sakin. Metroda engelli işaretli bölümde sadece engelli vatandaş oturmuş. Havasa bindim.30 dakika ’da Çukurova Bölgesel Havalimanına geldim. Ev’den 40 dakika da havalimanına ulaşmanın keyfi muhteşem. Güvenlik kontrolünden hiçbir şey çıkarmadan ışık hızıyla geçtim. Yenilenmiş teknolojinin faydaları. Hop İstanbul’dayım. Aynı hızla çıkıyorum. Şişli’ye vardım. Meşhur bir kadın kahvesine oturdum. Kadınlar satranç oynuyor. Tavla atıyor. Kurabiye ve kahve ikramı yapılıyor. Biraz soluklandıktan sonra kalktım. Nefes almak için kaçabileceğim, doğayla iç içe olan o ıhlamur ve hanımeli kokularını iliklerime kadar hissediyorum. Küçük esnaflardan alışveriş yaptım. Tüm meyve ve sebzeler doğal ve organik. Yerel gübre o kadar çok ki! Hepsi mis gibi kokuyor. Sokağa girdim. Herkes birbirini tanıyor. Yol boyunca selamlaştım. Günlük gazetemi aldım. Yazarların gerçek haber yaptığı için asla tutuklanma korkusu yok. İfade özgürlüğünü doyasıya yaşıyoruz. Bir taraftan herkes eşit, barış içinde, insanca yaşamakta. Nefretle, kinle, düşmanlıkla hareket edenler, sürekli yeni düşmanlar yaratanlar, kendilerinden olmayan herkese fütursuzca hakaret edip demokratik her talebin ardında bir örgüt, fitne arayanlar yok.

Hepsi bir rüyadan ibaret olup rüyası bile güzeldi. Asıl dünya yaşamının bir rüyadan ve illüzyondan ibaret olduğunu uyandığımda anladım. Bu ülkede bu zihniyeti ancak rüyalarda görürüz. Bazen öyle rüyalar görürsünüz hiç uyanmak istemezsiniz. Aslında bu bir iç ses. Hazır uyanmışken bilgisayarımı açtım ve ilk karşıma üç kelebek hikâyesi çıktı.

Üç kelebek geceleyin uçmaktaymış. Uzaklarda bir ateşin parlayan ışığını fark etmişler. Merak bu ya ne olduğunu öğrenmeye girişmişler. Birincisi, ateşin üzerinden uçmuş, geri geldiğinde arkadaşlarına çok parlak demiş.

İkincisi, biraz daha alçaktan uçmuş, geri döndüğünde çok parlaktı, nefes alamadım, sıcaktı demiş. Halen anlayamamışlar ateşin ne olduğunu.

Üçüncüsü daha da alçaktan uçmuş birden kanatları alev almış, kelebek ateşe düşmüş, ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş;

Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!

İçinde kaybolmadan, özgürlük, adalet ve hakkaniyet istiyorsak disiplinli hareket etmeliyiz. Aksi takdirde sistemin kölesi olmaya mahkûmuz. Sanki onca kalabalığın içinde bir kara delik var. Yavaş yavaş yutuyor. Yazımı sonlandırmadan Server Uraz’ın – Biri Bizi Gözetliyor rap şarkısını dinliyorum. Sözlerini dinleyince bir gülümseme haliyle sizlerle de paylaşmak gereğini hissediyorum.

“Biri bizi gözetliyor ve nedense kimse bundan söz etmiyor’

Sokaklarda olmayanı ana haber sana özetliyor’

Bir adam yine tezek yiyor’ milletvekili “Parayı ezek!” diyor’

“Gidip iki karı kızla gezek!” diyor’ hukuk da buna “meslek” diyor’”

 

Bir rüyada size nasip olsun!



ARŞİV YAZILAR