Ekin Canaran | UNUTMAK YOK | Güney Gazetesi Mersin
Ekin Canaran

UNUTMAK YOK


Bu yazıya başlarken takvim 6 Şubat’ı gösteriyor. Siz bu satırları okurken üstünden günler geçmiş olacak.

Zamanın kendine ait bir düzeni var. Yaralarına dokunmak isteyen, unutmanı isteyen… Ben ise ne başka bir şey düşünmek ne de hayatın akışında kaybolmak istiyorum bugün. Bugün tam bir yıl geçti, umudun hiç olmadığı karanlık bir geceye terk edilmemizin üstünden.

Geçip giden bir yılın arkasından neler oldu?

Değiştim mi?

Sevdim mi kendimi?

Kimler geçti gitti yanımdan?

Saymadım. Bekledim. Bizi bıraktıkları yerde, yerin en dibinde sadece bekledim. Bazen telaşla, bazen yas tutarak, en çok da affetmeyerek.

Bunca zaman arasında geçmişe dönüp bakınca kendime sürekli ve ısrarla hatırlattığım bazı sözler geliyor aklıma. Geçen bir yılın ardından yine aynı koltukta, aynı endişe, aynı hüzünle oturduğumu fark ettim. Bunların yanına öfkem bir bir üstüme eklenerek boyumu geçti. Hatırlamak, unutmamak üzerine başımı ağrıttığım günlerin içine sıkıştırmıştım kendimi. “Unutmak” söylemesi çok büyük bir kelime. Yaşamayı devam ettirenler geride kalan kişiler için her gün daha zor, daha utanç dolu. Önce kendinden başlıyorsun utanmaya. Sonra görmek istemediğin her şey adına. Çok uzun bir gece bu. Hâlâ bitmeyen. Günler günlerin üstüne basa basa bizi ezerek geçiyor. Geride kalanlar, terk edilenler ve bekleyenler hep aynı gecenin içinde dönüp duruyoruz. Saatler herkese aynı geçmiyor. Aynı sabah heyecanlandırmıyor. Yürümeye çalışmak istesen de ayağından tutup geri çekiyor. En başa döndürüyor. En çok da unutmamak için geri dönüyorum. Sadece bir tarihi hatırlamak, hatırlatmakla yetmiyor.

Her gün, her insan, her mutluluk, her kaygı aynı geceye geri götürüyor. Ayağa kalkmak için kendini zorladığın her gün yeni tuzakların üstünden atlamaya çalıştığın bir yer burası. Birçok yere benzetiyorum günler içinde burayı. Kendime benzemeyen, öfkemin mahsur kaldığı bir hapishane. Bir hapishane gibi burası. Çıkması kolay olmayan, kalp kırıklarının her yeri kapladığı bir hapishane.

Kim olduğunuz, ne yaptığınız fark etmiyor burada. Çünkü ne sizin kim olduğunuzla ne de gerçeklikle ilgileniliyor. Mutsuzluğa, öfkeye teslim olmanızı ve her gün daha da sessizliğe bürünmenizi isteyen bir hapishane. Yok edilen anıların, geri gelmeyecek kayıpların yükünü taşıyoruz tüm bedenimizde. Hayatımız boyunca taşımak zorunda kaldığımız yasların büyüklüğüyle ezilerek başladığımız, haftalar ve aylar var ömrümüz boyunca. İçimizde biriktirdiğimiz boşlukları çaresizce, teker teker çoğaltıyoruz. Ve tüm bu karanlığın arasında parlayan tek bir şey var: “Unutmak, affetmek yok.”

,  sarhoş gibi de Hatırlamak unutmamak üzerine kendi başımı



ARŞİV YAZILAR