Ekin Canaran | KIRLANGIÇLAR | Güney Gazetesi Mersin
Ekin Canaran

KIRLANGIÇLAR


Sabahlardan sıkıldıkça akşamı bekliyorum. Karşıdaki dükkân kapalı. Göz göze geldiğim karşı komşuya gülümsüyorum. Bazen zorla, bugün içten. Bu seneye kadar hikâyelere kendimi sevdiremediğimi düşünürken işler tersine gelişti. Kendimi hikâyelere alıştırdım. “Şehrin kıyısında, ufacık bir derenin kenarında dalları suya sarkan ihtiyar bir söğüt ağacı vardır.” Sabahattin Ali’nin “Kırlangıçlar” hikâyesi bu cümleyle başlar. Başıma geleceklerden habersiz kaptırdım kendimi. Minicik bir hikâye bu sefer kalbimi ağrıtan. Bir öğle vakti yakaladı beni. Kolumdan tuttu. Nereye gideceğimi bilemeden kendi yanına aldı “otur” dedi. Oturduğum yerden kalkamadım o saatten sonra. Vedalara önem verdiğimden kelimeleri tutamadım içimde. Teşekkür ederek başladım konuşmaya sonunda vedalaştık sessizce. Bana, geriye kalbimde özleyecek kırlangıçlar kaldı. Günlerimde, aklımda, kalbimin en içinde yaşamaya başlattım onları. Yaşamak için can atıyorlar.

Kısacık bir hikâye okuması ilk bakışta. Önce yokuştan çıkardı. Sonra en tepeden itekledi. Orası ayrı. Bunun sonunda ne mi oldu? Bu sefer ben kolundan tuttum. Hayatımın ortasında kalbimin çok yakınına gelip kanatlarını kondurdum.

Kalbimin içini açmaya kalksam neler anlatacak bilinmez. Kaç insan, kaç ağaç, kaç kediyi saklıyorum içinde. Bir oda tuttum bu kalbin içinde. Benim gibileri sıkıştırdığım bir oda burası. O odanın kapısını ara ara açıp içeriye önce güneşi sonra yağmuru çağırıyorum. Artık yeni misafirlerim de var. Kırlangıçları da davet ediyorum bu sefer. Bizi, bu odanın içindekileri her gün mutlu hikâye beklemiyor. İyi ki! Bu yüzdendir kalp ağrıları evlerden çıkar gelir. Kapılarda bekler. Sıraya girer. Yaşayacak bir kalbi bulmak için kırar döker. Yeri gelir kalp kırılır. Yeri gelir en tepeden uçar. Korumaya çalıştıkça daha çok kaçar.

Dağılmış, paramparça olmuş parçaların içinden yine çıkıp sizi bulur. Kalbi taşımanın en güzel tarafı da bu. Dağıldıkça yeniden başlıyor. Aramızdaki bu ateş, uzun. Sonsuz.

Her bir parça bizimle dönüp dolaşıyor. Yanımızdan insanlar geçiyor. Arkadan çalan bir şarkı var bugün aklımda. Dönüp dolaşıp yine özlediğim. Soğuk rüzgâr estiğine göre, “Yarın öldüğümüz zaman birisi size sorsa: Dünyada neler gördünüz? dese, herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki…”

Bana gelince rüyalarımı yaşatacağım.



ARŞİV YAZILAR