Necdet  Canaran | Meğer Vahap Seçer’miş… | Güney Gazetesi Mersin
Necdet  Canaran

Meğer Vahap Seçer’miş…


Gazeteyi bağladık. Birinci sayfayı bekletiyoruz. Sandıklar açılacak, sonuçlar açıklanacak bekliyoruz...

Beklemekten sıkıldım. Haber Merkezinden uzakta, oturma odasında pozisyon aldım… Bir yandan, “O piti piti piti, karamela sepeti” diye ünlüyorum… Donizetti’nin “Zoraida di Granata” operası kıvamında ünlüyorum. Böyle bir ünlemek duyulmamıştır.

Diğer yandan, çengel bulmaca çözüyordum ki... Abidin geldi. Editörümüz ünledi: “Ağabey, çıkalım istersen...”

 

*

 

Çıktık, nereye çıktığımızı bilmeden çıktık. Tevfik Sırrı Gür Lisesi, Gazipaşa Ortaokulu... Sandık sandık, fellik fellik turladık.

Çay içesim gelince… “Bir yer var ağabey” dedi, eğer gidersen...

“Çay var ağabey, eğer içersen...”

Gittik.

 

*

 

Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin Çamlıbel’deki yeni karargâhı kısmen açılmış. Kocaman bir yer. Bir başına kaybolur insan.

Elimde telefon, navigasyonu açtım ilerliyoruz. Bir kapı açıldı, asansör. Bir kapı açıldı, kocaman bir salon. Kocaman bir U masa. Kocaman bir ekran. Koca koca nice insan, nice nice genç… İğne atsan yere düşmez. Vahap Seçer A takımıyla, B takımıyla, C takımıyla M takımıyla U 18, U 21 takımıyla toplantı hâlinde, sonuçları takip ediyor.

 

*

 

Kapının girişinde duraksadım, Abidin’in kulağına usulca fısıldadım: “Sen gir, ben gideyim. Burada aile toplanmış, sen ailedensin. Ben zurnanın deliği.”

“Hık mık” derken girmiş bulundum. Vahap Başkanla göz göze geldim. Selamlaştım, gıyaben tanış sayılırdım ama bu kez “man to man”  tanıştım, el sıkıştım. Hatırımı sordu, “mavi mavi masmavi” giyinmiş milletvekilimiz Gülcan Kış’ın yanına oturttu.

Önceden tanışız, çok önceden. Gülcan Kış hemen hatır sordu. Bengi İspir hatır sordu, Muharrem de hatır sordu. Hangi Muharrem? Yenişehir Belediyesi Meclis üyesi aday seçiminde dost kazığı yiyip seçilemeyen Muharrem. Toparlanmış biraz, anlaşılan önerilen tedavi yöntemi iyi gelmiş, harareti dinmiş.

 

*

 

U masanın etrafında…

Tanıdık sesler, tanıdık yüzler… Tanımadık sesler, tanımadık yüzler… Hepsi aileden. A, B, C, liste uzun M takımından… Aslında hepsi aynı takımdan. Bir ben yabancı. Bir ben bigâne, bir ben ecnebi. Tam karşımda tanıdık bir yüz vardı, Zekeriya Özgür. Selamlaştık.

 

*

 

*

U masanın merkezinde Vahap Seçer oturuyordu. Vahap Bey’in solunda ve sağında daha önceden röportaj yaptığım iki zarif hanımefendi. Solunda Meral Seçer, sağında Gülcan Kış.

Bildiğimden değil. Söyleşirken söylemişti. Ne varsa her şey hatırımda. Gülcan Kış, türkü dinler ve pek sever. Şu hâlde Ordu yöresi bir türküyle selamlayayım da sonra gönül koymasın: “Bana ne yazdan bahardan, bana ne borandan kardan…”

(Oysa mevsim bahardır, şimdi bahardır. Sonrasında yazdır ama Gülcan Kış’tır. Doğma büyüme kış. Her mevsim kış, dört mevsim kış, 7/24 kış. Oysa mevsim bahardır.)

Açılan her sandık, gelen her sonuç önündeki bilgisayara düşüyor Gülcan Vekilin. Salondaki hazıruna grup başkan vekilliği yapıyor. Salonu yönetiyor ve yönlendiriyor. Pozitif bir dava arkadaşı. Fevkaladenin fevkinde pozitif bir dava ve yol arkadaşı. Vahap Başkan çok şanslı!

 

*

 

Derken derken… Tanımadığım bir ses yükseldi: Dilan nerede?

Tanımadığım birkaç ses daha ünledi: Dilan! Dilan!  

Kim ola ki Dilan? Ses adrese ulaşınca, Dilan çıka geldi, fotoğraf karesi tamamlandı. Vahap Başkanın etrafı genç takımdan, U 18’den, U 21’den takım arkadaşlarınca sarıldı. Gençler başkanla, başkan gençlerle arkadaş, takımdaş, kankaymış meğer. Şurası kesin ve net: Bu seçimde Vahap Başkan gençlerle çok yol, gençlerden çok oy almış.

 

*

 

 

“BU İŞ BİTMİŞTİR, BU İŞ BİTTİ!”

 

Derken şimşek çaktı, gök gürledi, Muharrem kulağımın dibinden ünledi: Şu sandıkta şu kadar öndeyiz…

Karşıki koltukta oturan ismini bilmediğim kişi ünledi: Şu sandıkta öndeyiz.

İsmini bilmediğim kişinin yanında oturan ismini bilmediğim diğer kişi de ünleyince: Şu sandıkta da öndeyiz…

Vahap Başkan yüksek sesle, “bu iş bitmiştir” dedi.

Sonra sağına döndü, ismini bildiğim kişiye, Gülcan Kış’a söyledi: Bu iş bitmiştir, bu iş bitti!

Ekrana düşen her sandık sonucundan sonra cümle rutine bindi. Yine, yeniden hep aynı cümle: Bu iş bitmiştir, bu iş bitti! Üşenmedim saydım, tam 11 kez: Bu iş bitmiştir, bu iş bitti!

Başkana baktım. Yorgun ama mutluydu. Solunda oturan Meral Hanım’a baktım, profilden duygulu gözlerle, gururla kocasına bakıyordu, mutluydu. (Duygu deyince… Bana verilmiş bir sözü vardı Meral Hanım’ın. Unutmamış! O söz verildiğinde Duygu’muz da yanımızdaydı. Duygu’muz biraz daha toparlandığında, bir araya geleceğiz. Unutmamış!)

 

*

 

Bir bardak çay ikram ettiler. Bitmesin diye çok uğraşsam da bitti. Bir daha ikram etmediler. Anladım hemen, bina yeni, tefrişatı tamamlanmamış. Şuydu buydu, kap kacaktı çok eksik var. Bu bana ders olsun! Bir dahaki sefere çantamda çay dolu termosla gideceğim. Kimseye de ikram etmeyeceğim. Bu bana ders olsun. Ders oldu!

 

BEYAZ SAYFA

 

Vahap Seçer ile aramızda artık bir beyaz sayfa var. Haberi yok ama beyaz sayfa açtım.

Toplantıdaki izlenimlerimi not düştüğüm kâğıtçığın dolduğunu fark edince Muharrem…

Karalamalar yaptığı kâğıdı, arka yüzü öne gelecek şekilde katladı, bana uzattı. “Ağabey buna devam et.” Öyle cömert, öyle düşünceli çocuk. Hakkını teslim edeyim, Vahap Başkanla aramızda beyaz sayfa açılmasının mimarı oldu, bilip bilmeden.

 

*

 

Bir, “seçim özel” yazısında bu kadar yeter.

Çok şey vardı yazacak. Ne varsa her şey hatırımda.

Ama bazı anekdotlar, bazı anlar bile bile atlanmalı. Dedim ya, aile ortamıydı.

 

 

“TABİİ Kİ DE…”

 

Böyle yazmıştı Vahap Başkan, bu cümleyi kurmuş, asmıştı dağlara taşlara, bulvar ve sokaklara.

E, hâliyle. Ben de güzel Türkçemle “giderkene…” soracaktım.

“Tabii ki de” seçimin öncesini, sonrasını, sonuçlarını Vahap Başkana.

Sordum, şöyle dedi: “Kazananı belli, ‘biz’ ve kaydedeni çok bir seçim oldu: Onlar... Çok çalıştık, onca hizmet, onca özveri. Siyaseti bırakma noktasına geldiğim zamanlar oldu. Ama ‘devam’ dedim, devam, devam; sonuna kadar devam.”

Tespih çekiyordu. Tesbih tanelerine bakan yüzüme yüzü değdi: “O nüktedan kaleminle yazarsın” dedi. “Ne kadar sıkıntı çektiğimi yazarsın.”

Çok sıkıntı çekti Vahap Başkan. Dış cepheden.

Onca yalan, onca kara. Hep yalan dolan. Gül kızardı hicabından. Yalan medya utanmadı. Kirli medya, sosyal medya utanmadı. Hep yalan dolan, hep iftira, hep kara çalma. Çok sıkıntı çekti Vahap Başkan, hele de iç cepheden. Mustafa Denizli’den literatürümüze armağandı: İçimizdeki İrlandalılar. 

Vahap Başkan çok çekti iç cepheden, dış cepheden. Hepsini yendi, hepsini birer birer. Tuş etti, tespihe dizer gibi dizdi.

Sonra yüzü değdi yüzüme Vahap Başkanın, gözü değdi gözüme, cümle düğümlendi: “Bu iş bitti!”

Vahap Başkanı tebrik ettim.

 

*

 

Bitirirken…

 

Bir rüzgârdır gelir “geçer” sanmıştım.

Meğer Vahap Seçer’miş.

“Vahap Seçer, Mersin Geçer.”

 

Son söz…

 

Çal kanunum.

Mevsim bahardır.

Türkiye’de bahar.

Mersin’de bahar ki bahar.

Ve artık Hasbahçe’de sonbahar.

Ey, kızımın çorabı sökük babasının beklediği mevsim!

Hoş geldin.

Hürriyet gibi aydınlık oldu odam.

Hoş geldin.

Gülüm hoş geldin.



ARŞİV YAZILAR