Prof. Dr. İhsan  Kamalak | Laik Devlet ve ÇEDES | Güney Gazetesi Mersin
Prof. Dr. İhsan  Kamalak

Laik Devlet ve ÇEDES


Bir süredir Türkiye’nin gündemini yoğun olarak meşgul eden eğitimde ÇEDES, yani “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” uygulamasına değinmek gerekiyor.

İşin ilginci bunları yapanlar kendilerini Atatürkçü / Kemalist olarak görenlerdir. Acaba şimdi kemikleri zırlıyor mu diye merak ediyorum.

Projenin adına bakınca insan “ya galiba güzel bir şey” diye düşünebilir ama içeriğe ve de uygulamaya bakınca tam bir şark kurnazlığı olduğu ortaya çıkıyor. “ÇEDES protokolüne göre projenin amacı, öğrencileri ‘bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı; millî, ahlaki, insanî, manevi ve kültürel değerlere göre’ yetiştirmek” deniyor ama uygulamadaki asıl ‘manevi’ de değil sadece dine indirgeniyor.

Epey zaman önce iktidarın dile getirdiği ‘dindar kuşaklar yetiştirme’ amacının sürdürüldüğünün yeni göstergesi.

İnsanlar böyle bir sonuca haklı olarak varıyorlar, çünkü çocuklara manevi eğitimi verecek olanlar “manevi danışmanlar, imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur'an kursu hocaları” olacaklar. Ve bu kişiler pedagojik formasyon da almamışlar (Kaynak: https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam, 29.05.2024 saat: 11.43). Formasyon eksikliği bile tek başına ÇEDES’in partizanca bir proje olduğunu ileri sürmemize olanak verir.

ÇEDES’i laik devlet ilkesi üzerinden de değerlendirmek gerekir. Laik devlet ilkesi, 1961 Anayasası’nda olduğu gibi, 1982 Anayasası’nda da Türkiye Cumhuriyetinin değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek olan nitelikleri arasında sayılmıştır. Laiklik, sadece Anayasanın ikinci maddesinde değil daha birçok maddesinde de geçiyor. ÇEDES’e laiklik üzerinden bakmak gerekir.

Laiklik sadece din-devlet işlerinin ayrılması değildir. Laiklik, ilk ve çok önemli olarak, 1982 Anayasası’nın 10. maddesi ile altı çizilen vatandaşların eşit kabul edilme ve devletin/memurların eşit davranma yükümlülüğü ilkesini gerektirir. Maddede de belirtildiği gibi vatandaşlar “din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”. Bunun anlamı gayet açık: Eğer manevi değerler öğretilecekse, bütün vatandaşların manevi değerleri öğretilmelidir. Diğer bir ifade ile, çoğunluk da olsa bir din / mezhep, farklı din / mezhebe sahip vatandaşlara öğretilemez. ÇEDES’te olacağı gibi bir mezhebin değerlerinin ülkedeki herkese öğretilmesi, eşitlik ilkesine aykırılık yanında “Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya… zorlanamaz” hükmünü içeren Anayasanın 24.maddesine de aykırıdır.

ÇEDES’e şüphe ile yaklaşılmasının haklı gerekçesi, Anayasa ve yasalarda yazılanlar ile uygulamalar arasındaki çelişkilerdir. Örneğin, 1982 Anayasasının 24. Maddesi “Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.” diyor ama uygulamada, din ve ahlak öğretimi değil, Sünni mezhebi öğretiliyor. Anayasanın 42. Maddesi de “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre…” yapılacağını söylediği halde, imam hatipler ve bu tür projeler, çağdaş uygulamalarla çelişkilidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, “laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edin”mek amacıyla oluşturulmuş olsa da, işleyiş Sünnilik üzerine kurgulandığından laiklik ilkesine aykırılık yanında eşitlik ilkesini hüküm altına alan Anayasanın 10. Maddesine de aykırı çalışmaktadır.

Tabii Türkiye’de devlet eliyle dinin politik amaçlarla kullanılmasının tarihi çok eskilere gider. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki Soğuk Savaş döneminde sosyalizmin gelişmesinin önünde ‘yeşil kuşak’ olarak kullanılmıştır. Sonra 1980 darbesi ile Türk-İslam Sentezi ile çok daha yaygın kullanılmaya başlandı ve tarikatların önü açıldı.

Özetle insanlar çok haklı olarak ÇEDES gibi projelerden rahatsızlar. Bu tür projeler laiklik, eşitlik ve çağdaşlıkla uzaktan yakından ilgisi yoktur.



ARŞİV YAZILAR