Yiğit Gökbel

ETKİ-TEPKİ


Tarih boyunca bitmemiş bir salgın yoktur. Çok kayıplar verilmiştir elbette ancak, muhakkak sona ermiştir. Her temas bir iz bırakır derler. E takdir edersiniz, her etki bir tepki de doğurur.

Kara Veba mesela. Çin ve Orta Asya'dan yayılmayan başlayan veba, 1347'de Kırım'da bir Ceneviz Ticaret Merkezi’ni kuşatan Moğol ordusunun vebalı cesetleri mancınıkla kentin içine atmasıyla Avrupa'ya taşınmıştır. Papa’nın o dönem salgını sabır ve dua ile yeneceğiz gibi bir beyanda bulunup bulunmadığını elbette hiçbir zaman bilemeyeceğiz ancak görev gereği dualar ettiği öngörmek mümkün. Sonuç ise, 14.yüzyılda 50-100 milyon insanın hayatını kaybetmesi. Artçı sonucu ise, Avrupa'nın sosyal temellerini değişmesi ve Roma Katolik Kilisesi’nin büyük bir darbe alması o kadar ki feodalizmin yıkılmasına giden yolu açmış olmasıdır.

Haiti’deki Sarıhumma salgını mesela. Napoleon Bonaparte’ın kendisini hayat boyu yönetici olarak ilan etmesinin ardından aslında kendisine bağlı gölge bir hükümeti olan adanın tüm kontrolünü ele geçirmek için on binlerce askeri Haiti'ye yollar. Savaş meydanında oldukça başarılılardır bu lejyonlar ancak sarıhummanın etkisi savaşın seyrini değiştir. Net rakamlar belirlenmemiş olmakla birlikte salgın sebebiyle Fransa'dan gelen yaklaşık 50 bin asker, subay, doktor ve denizcinin öldüğüne ve sadece 3000 kişinin Fransa'ya geri dönebildiğine inanılıyor hala. Sonucu ise; Afrika kökenli hastalığa, hiçbir doğal bağışıklıkları olmayan Fransız askeri güçlerin bozguna uğraması ve demoralize olan Napolyon’un, sadece Haiti'yi değil Fransa'nın Kuzey Amerika'daki tüm dominyonlarından çekilmesidir. Kim bilir belki Napolyon’da ‘Sabır ve Dua ile’ demiştir, bilinmez. Gerçi, Napolyon biraz paracıdır, IBAN vermiştir belki de…

Peki Korona? Elbette bitecek bitmesine de, ne değiştirecek hayatımız da? Beni asıl meraklandıran o. Bizler açık söylemek gerekirse, şanslı azınlığınız. İşimizi bir noktaya kadar evimizden yürütebiliyoruz. Evimize kapattık kendimizi, yanlış anlamayın tatil için değil tabi veya kendimizi korumak için de değil, başkalarına zarar vermeyelim diye kapandık. Zorunlu olmadıkça sokağa çıkmıyoruz. Ama sokağa çıkmak zorunda olanlar? Devlet, kendisine düşen görevi yerine getiremediği için, sokağa çıkmak, çalışmak, hayatını kazanmak zorunda olanlar? Onların sonu nasıl olacak?

Bu noktada, gerek 1961 gerekse de 1982 anayasasında kendisini Sosyal Devlet olarak tanımlayan devletin görevi nedir diye düşünmek gerekiyor haliyle. Sosyal devletin görevi banka hesabı paylaşmak değildir diye düşünüyor insan ilk bakışta haliyle.

Salgın bu, ne kadar kaçabilirsin. Lüks arabasından inen de çöp arabası taşıyanda bir noktada aynı gemide. Lüks arabası olan, belki kendini karantinaya alabildi milyonluk evinde. Çöp arabası taşıyan ise hala sokakta, çünkü devleti ona bakmıyor. Ona, kendisinden başka bakacak kimsesi de yok zaten.  İkisi de farkında riskin. Hatta ironik olan, lüks arabasından inip milyonluk evinde karantina da olan daha çok korkuyor. Çöp arabası taşıyan ise o arabayı taşımak zorunda, çünkü taşımazsa ve kendi gecekondusunda karantinaya girecekse, ölecek zaten, bunu biliyor, koronadan değil belki açlıktan, yokluktan. Neden? Çünkü devleti ona bakmıyor. Çünkü ona, kendisinden başka kimse bakmıyor.

Aslında yazılarda dram yaratmayı sevmem, fazla Türk dizisi gibi gelir bana ama bazen gerçeği herkes görsün diye ortadaki dramı yazmanız gerekir. Elbette, kızanlar da vardır. Bir salgın var, ölümler var, her geçen gün artıyor, ama siz hala siyaset derdindesiniz diye. İlk defa başıma gelmiyor. Soma faciasından sonra yazdığım bir yazıya ‘Ölüler üzerinden siyaset yapılmaz tezine karşıyım. Siyaset tam da ölüm üzerinedir. Neden ölmeyeceğimiz, nasıl ölmeyeceğimiz devletin ve dolayısıyla siyasetin temel meselesidir’. Diye başlamıştım ve bu görüşüm zerre değişmedi. Ki bu siyaset değil zaten. Devlet meselesi. Ama devletle siyaset bu kadar iç içe girerse aradaki ayırımı yapmak ne yazık ki mümkün olmaz.

Hasılı, devletin görevi benim, sizin, lüks arabasından inenin, sokaktaki çöpçünün yaşam hakkını sağlamaktır. İBAN paylaşmak ve dua edin demek değil. Ve tarih boyunca görülmüştür ki asli görevini yapamayan devletler, kurumlar veya kişiler etkinin tepkisiyle muhakkak ki yüzleşecektir…

 



ARŞİV YAZILAR