Prof. Dr. Erkan Aktaş 

Prof. Dr. Erkan Aktaş 

Ormanlar Yanıyor, Vicdanlar Sessiz Kalmasın


Küresel iklim değişikliği sadece hava sıcaklıklarını değil, doğrudan yaşadığımız coğrafyanın kaderini belirliyor. Orman yangınları ve yanlış kullanım politikaları doğayı tehdit ederken, artık söz değil, somut eylem zamanı.

*

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte hepimiz ormanlara dikkat kesiliyoruz. Yangın haberlerini endişeyle takip ediyor, her alev görüntüsünde içimiz yanıyor. Ancak bu duyarlılık, yalnızca birkaç ayla sınırlı olmamalı. Çünkü iklim krizinin etkisiyle yalnızca orman yangınları değil; seller, fırtınalar, kuraklık ve aşırı hava olayları da artışta.

*

Küresel iklim değişikliği ile orman yangınları arasındaki bağ, artık bilimsel araştırmalarla net biçimde ortaya konmuş durumda. Sıcaklıkların artması, nemin düşmesi ve kuruyan bitki örtüsü, ormanları adeta birer barut fıçısına çeviriyor.

*

Orman demek; su kaynağı, biyolojik çeşitlilik, yaban hayatı, yağış düzeni, karbon yutağı ve erozyonla mücadele demektir. Bu kadar yaşamsal bir varlığın korunması ise sadece birkaç kurumun sorumluluğuna bırakılamaz. Toplumsal duyarlılığın kurumsal stratejiyle birleştiği bir sistem kurulmalı.

*

Ancak bugün ormanlarımız sadece yangınlarla değil; yanlış maden politikaları, aşırı odun üretimi ve plansız yapılaşmalarla da tehdit altında. Yanan alanların bir şekilde imara açılması ya da özel çıkar gruplarına devredilmesi, doğanın yeniden yeşermesine fırsat tanımıyor.

 

Orman Yanıyor, Geleceğimiz Yanıyor

 

“Ormanlar yanıyor, ciğerlerimiz yanıyor” diyoruz ya... İşin aslı bundan çok daha kötü; sadece ciğerlerimizi değil, geleceğimizi de yok ediyoruz.

Orman alanlarının yarattığı ekosistem hizmetlerini, su döngüsünü, karbon tutma kapasitesini ve yaban hayatını parayla ölçmek mümkün değil. Bu nedenle, ormanlarımızı piyasacı anlayışlara bırakmamalıyız. Kamusal alanlar, kamusal kalmalı; deniz, nehir, mera ve orman gibi doğal varlıklarımız asla özel çıkarlar uğruna yok edilmemeli.

*

Unutmamalıyız ki; ormanlarımız sadece ağaçlardan ibaret değil, suyumuz, toprağımız, iklimimiz ve yaşamımızdır. Bu kutsal alanları korumak, hepimizin ortak sorumluluğudur.

 

Bu noktada ciddi reformlara ihtiyaç var:

Tarım ve Orman Bakanlığı ayrılmalı, ormanların korunması için özel ve bağımsız bir yapı kurulmalıdır.

Maden yasası yeniden düzenlenmeli, orman alanları kesin olarak madencilik faaliyetlerinden arındırılmalıdır.

Ormancılık faaliyetlerine yönelik daha katı kurallar getirilmeli; üretim değil koruma esas alınmalıdır.

Yangınla mücadelede teknolojik destek artırılmalı, insansız hava araçları ve erken uyarı sistemleri yaygınlaştırılmalıdır.

Askerî birlikler, yaz döneminde riskli ormanlık alanlarda konuşlanmalı ve özel eğitim almalıdır.

Gönüllü Orman Polisi gibi bir yapı oluşturularak sivil toplumun aktif desteği sağlanmalıdır.

En önemlisi, yanan orman alanları hiçbir şartla ranta açılmamalı, sadece bilimsel denetimle rehabilite edilmelidir.

Doğa bizden sadece söz değil, eylem bekliyor. Gelecek kuşaklara bırakacağımız en büyük mirasın beton değil, yeşil bir Türkiye olması gerektiğini unutmamalıyız.



ARŞİV YAZILAR