Ergün Parlat

Ergün Parlat

DÜNYALAR ARASI


 

            Dünya diye bir yerde açmışız gözlerimizi. Burası, fırsatlarla tıka basa dolu bir gezegen değil. İnsan yaşamı boyunca ancak birkaç tane fırsat yakalayabilir.

Yaşanan yerin ardındaki anımsanan ve kopulan yerler biraz sisler içinde olsa da, şimdi ne durumda oldukları doğru dürüst bilinmese de, vardır. Belleğinin duvarına zımbalanmış olarak orada durur.

            Bir insan, sanki bir gün çıkıp geliverecekmiş gibi bekleyebilir bir ölüyü.

            Büyüyeceğiz, büyüyeceğiz. Sonra değişen dünyaya ayak uyduramadığımız, eleştirdiğimiz bir insana dönüştüğümüz bir zaman gelecek.

            Gökyüzünün kapılarının ardında da dikensiz gül bahçeleri beklemez bizi. Karanlıkta da kalsanız, kimse kimsenin yoluna ışık tutuvermiyor, görüyorsunuz.

            İnsanlar bizi gitmek istemediğimiz, olmak istemediğimiz bir yerde bulunduğumuz zaman severler.

            Aslında dünya çok büyük, çok geniş. Kötü insanlar daraltıyor onu, boğuluyoruz. Her şeye karşın güneş parlak sabah ışıklarını gönderiyor, insanlar birbirleriyle yarışmak için koşup sokakları dolduruyorlar, daireler çizdikleri de oluyor.

            Usta Fazıl Hüsnü Dağlarca der ki; “Görünenle ol, görünmeyenle düşün”.

            Küreselciler ise midelerini ve banka hesaplarını tıka basa şişirmek için evrensel hukuka gereksinim duymazlar.

            Onlar olduklarını iddia ettikleri kişiler değiller. İşin trajik yanı, toplumun yüzde elli biri bunu bilmiyor. Kendi karanlıklarında boğulanlar nasıl ışık dağıtacaklar?

            Kim bilebilir akıp giden yaşamın nereye gittiğini?

            Durum şu: Bakıyorsunuz; ya içinde insan olmayan insanlıklar ya da insanlık olmayan insan içinde.

            Dünyanın akıl dışı, akıllara sığmayan karmaşaları olmasaydı, sanırım biz insanlar derin uykumuzdan asla uyanamayacaktık. Aykırı insanların aykırı düşünceleri ve eylemleri olmasaydı, belki de dünya derin uykusundan uyanamayacaktı.

            Bazı insanlar mal mülkün sahibi. Diğerlerine de onları temiz tutmak, temizlemek görevi verilmiş.

            Nedendir bilmem. İnsanlar hep sonsuza dek yaşayacaklarına inanıyorlar.

            Biz insanlar pek de iyi yürekli sayılmayız. İçimizde öyle fazlaca iyilik barındırmayız değil mi? Bir düşünsenize. Yoksa bize yapılacak amansız saldırılardan kendimizi nasıl koruyabilirdik?      

            Bugün de bir şeyler anlattık işte. Her ne kadar anlatıcılıkta evrensel bir söylem yakalayamayacak olsak da.

            Gücü elimize almış olsak onu ne kadar tutabiliriz? Bir konuya ilişkin tüm soruların yanıtlarını tek bir kişi veremez.

            Şiir insanların düşlediği, anladığı, algılayabildiği bir yazı biçimi olsaydı eğer, artık o bir şiir olmazdı. İnsanlık ne zaman büyüyecek? Ben de bekliyorum.

 



ARŞİV YAZILAR