KİMİN DEVLETİ?
İlk kez TİP Milletvekili Sera Kadıgil kullanmıştı, “devletsizlik hâli yaşıyoruz” belirlemesini. Ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel de aynı saptamayı yaptı. Şimdilerde çok sayıda benzer muhalif cümleler kuruluyor.
“Devlet yok” demek için özellikle son dönemde yaşadığımız ve şahit olduğumuz olayları nesnel biçimde değerlendirmek yetiyor. Bu sava katılmak için devlet çözümlemesi gerekir elbet. Kuşkusuz mevcut ve işleyen devlet yapılanması var. Bir avuç sermayedar ve tarikat örgütlenmeleri için.
Hangi sınıfın adına iktidar olunsa da siyaset bilimi devletin görece bir özerk yapıya sahip olduğunu söyler. Yurttaşlar ve sınıflar arası ilişkilerde kamusal alanı düzenleyen yapıdır söz konusu yapı. “Devletin küçültülmesi” yalanıyla başlatılan süreçte özelleştirmeler ve piyasalaştırma ile vatandaşların büyük çoğunluğu yalnız bırakılmıştır. Deprem, sel gibi doğal afetler başta olmak üzere yangın, ekonomik kriz, sokak şiddeti, oluşan mafyatik düzen yurttaşlarda gelecek kaygısı yarattı. Özellikle gençler kendilerini yurtsuz hissetmiyor mu?
Akkuyu Nükleer Güç Santrali inşaatında çalışan binlerce işçi sorgusuz sualsiz kapı önüne konabildiği gibi aylardır ücretlerini alamıyor. Haklarını almak için geçtiğimiz hafta eyleme geçen işçiler güvenlik güçlerinin tomalı müdahalesine maruz kaldı. Sormak gerekmez mi, işçilerin devleti var mı? Ya da mevcut devletin patronlara ait olduğu!
Yine geçtiğimiz hafta Mersin’de bir günde 3 kadın erkeklerce öldürüldü. İstanbul Sözleşmesi’nden tek bir imzayla çıkılmasının ardından kadın cinayetlerinin katlandığı biliniyor. En yakınları tarafından katledilen kadınlar devletin varlığını nasıl duyumsayabilir?
Yüz binlerce köylünün geçim kaynağı olan zeytinlikler üç beş holdingin sermayelerini büyütmek için yakıp yıkılıyor. Maden ve inşaat şirketleri devlet eliyle milyar dolarlarını artırırken üretici yurttaşlar açlığa mahkûm ediliyor. Kimin devletidir bu kararları alıp uygulayan?
Geçmişte rüşvet iddialarına konu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Mekke sorumlusu şahsın para sayma görüntüleri sosyal medyaya düştü bilindiği gibi. 270 bin doların resmedilmesiyle zoraki de olsa soruşturma başlatıldı. Yolsuzluğun, rüşvetin soruşturmasının tepe noktalara götürülmesini beklemek hayal olur. Diyanet bütçesinden pay alan tarikatların masum olduğunu düşünemiyorum. Cumhuriyet fikrine savaş açan, ümmetçiliği egemen kılmaya çalışan rejim, devleti kimin adına yönetiyor dersiniz!
Ülkemiz güneyden kuzeye, doğudan batıya yanıyor. Kamusal zenginliğimiz ormanlarımız yok oluyor. Değerlerimize sahip çıkan orman işçileri, gönüllüler, köylüler ağaçlarla birlikte alevlerin ortasında yanıyor. Bir buçuk aydır süren yangınlar ekipman ve personel eksikliğinden söndürülemiyor. Devlet erkanı ise duaya bel bağlamış. Yananlar hangi devletin yurttaşıdır?
19 Mart darbesiyle süreklileşen siyasi operasyonlarla muhalifler düşmanlaştırılıyor. CHP’li belediye başkanları, yöneticiler ve gençler başta olmak üzere gözaltılar ile tutuklamalar dur durak bilmiyor.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekili kimliğiyle yaptığı açıklamada, “Toplumun kahir ekseriyeti operasyonların siyasi saiklerle yürütüldüğünü düşünüyor. Bu iş cadı avına dönüştürüldü” dedikten sonra çözümü, “Türkiye’nin iktidar değişikliğine ihtiyacı var” tümcesiyle belirledi.
Ötekileştirilen yurttaşlardan biri olarak Sayın Seçer’in görüşlerine katılıyorum. Eklemek gerek; yargı sopası, polis copu, grev yasaklamaları, kadın ve doğa düşmanlığı vb. ile yurttaş hakları yok sayılmakta. İktidar, ülkenin edinilmiş zenginliklerine, emekçilerin kazanılmış haklarına çökmüştür. Tüm bunlar devlet örgütlenmesi eliyle yapılmakta.
Ancak ağlayıp sızlanma zamanı değildir. Ya emekten ya da sermayeden yana olunacaktır. Artık siyasal ve sınıfsal tercihler eş anlamlıdır. Kültürel, ideolojik, ahlaki, hukuksal yaşam alanları tercihi bütünlük taşımaktadır. İktidarın hep yaptığı yapay ayrışmalara karşı sahici birleşmelere ihtiyaç vardır. Mücadele hattını çizerken halkın devleti kavramını şiar edinmek haklılığımızı güce dönüştürecektir.
