Abidin Yağmur

Devletin mührü!


Gün gelir, Osmancık büyür, uslanır, olgunlaşır, Osman Bey olur, devlet kurar.

Şeyh Edebali, Osmancık iken sofrasına konuk ettiği, Osman Bey iken rahle-i tedrisine aldığı Osman Bey’e öğüt verir.

Şöyle der:

“Ey oğuI, artık beysin!

Bundan sonra öfke bize, uysaIIık sana.

GücenikIik bize gönüI aImak sana.

SuçIamak bize, katIanmak sana.

AcizIik bize hoş görmek sana.

AnIaşmazIıkIar bize, adaIet sana.

HaksızIık bize, bağışIamak sana.

Ey oğuI, sabretmesini biI, vaktinden önce çiçek açmaz.

İnsanı yaşat ki devIet yaşasın.”

*

Böyle bir konuşma, böyle bir öğüt oldu mu gerçekten, bilmiyoruz.

Bire bir bu cümleler mi kullanıldı, onu da bilmiyoruz.

Zaten bizim için burada önemli olan, böyle bir konuşmanın gerçekten olup olmadığı değil; öğüdün içeriği.

Sadece devlet başkanlarına, onların yakındaki vezirlere, nazırlara değil; kaymakamdan polis memuruna, okul müdüründen astsubay başçavuşa kadar, devletten yani milletin ortak hazinesinden maaş alan herkese rehber olması gereken öğütler değil mi?

*

Ne diyor?

Öfke bize, uysaIIık sana.

Yani vatandaş öfkeli olabilir ama sen devletten maaş alıyorsan sakin olacaksın.

*

GücenikIik bize gönüI aImak sana.

Yani vatandaş küser, darılır, incinir ama sen devletten maaş alıyorsan küsemezsin, aksine küsenin gönlünü almak da sana düşer.

*

AnIaşmazIıkIar bize, adaIet sana.

Yani vatandaş arasında kavga olur, dövüş olur, anlaşmazlık olur, al ver davası olur, borç davası olur, iş davası olur, ev davası olur, yeri gelir kan dökülür… Taraflar arasında birinden birine yakın olmadan adil olmak devletten maaş alana düşer.

*

Güncele gelelim…

*

Gün gelir, Turgay büyür.

Üniversiteyi Bursa’da, Uludağ Üniversitesinde okur.

Kamu Yönetimi Bölümünden mezun olur.

Askerliğini yapar.

2003 yılında devlet memuriyetine adım atar.

Maliye Bakanlığında denetmen olur.

Turgay Bey olur.

Kaymakamlık sınavlarına girer.

2005 yılında kaymakam olur.

Kaymakam Bey olur.

Yurdun 5 farklı ilçesinde kaymakamlık yapar.

Son görev yeri Mersin’in Mezitli ilçesi olur.

2025 yılının temmuz ayında, yani Turgay Bey’in kaymakamlıktaki yirminci yılında, Turgay Bey’in oğlu, yaşları 12-13 civarında olan bazı çocukların saldırısına uğrar.

*

Tugay Bey, oğluna saldıran çocukların gözaltına alınmasının ardından karakola gider.

Kendi bir yandan, oğlu bir yandan çocukları tekme tokat döverler!

*

Şeyh Edebali, tevekkeli, “Bundan sonra öfke bize, uysaIIık sana” diye öğüt vermemiş.

Turgay Bey, öfkesine hâkim olamamış.

Hırsınız yenememiş.

Kibrini yenememiş.

Devletin yani bu fukara milletin kendisine verdiği mührü kendi şahsi meselesinde kendi hesabına kullanmış!

Üstelik çoluk çocuğa işkence etmiş!

*

Şimdilerde Turgay Bey’in yakınında olan birileri, sağı solu arayıp “Kaymakam Bey’le oğlunun bir suçu yok. O çocuklar çeteymiş. Mafyaymış. Terör estiriyorlar” diyorlarmış.

*

Velev öyle olsun…

Velev olaya karışan çocuklar ya da kişiler çete olsun, mafya olsun; kaymakamlık mührünü elinde tutan Turgay Bey’in, artık aile meselesine dönüşmüş bir olayda kaymakam kimliğiyle karakola gidip çocuklara işkence etmesinin haklı yanı olabilir mi?

*

Babadır.

Oğluna düşkündür.

Eyvallah.

Duygularına yenilecek kadar hırslıdır.

Ona da eyvallah.

O zaman şöyle bir tavır takınsaydı:

İstifa etseydi kaymakamlıktan…

Düz vatandaş olsaydı…

Bu fukara milletin kendisine emanet ettiği devlet mührüne güvenerek değil de kendi bileğine güvenerek o çocukları dövseydi!

*

Yok eğer kaymakamlıktan istifa etmiyor ise de bir kaymakama yakışan şekilde davransaydı.

Yazsaydı bakanlığa bir yazı.

Deseydi ki…

“Bu olay artık benim şahsi meselem oldu. Beni Mezitli’den alınız. Başka ilçeye veriniz.!”

*

İşte o zaman gerçek bir devlet adamı olurdu Turgay Bey.

İkincisini seçti.

Karakola gidip oğluyla kavga edenleri dövdü.

İşkence etti.

Görevi kötüye kullandı.

*

Yazının başından bu yana Turgay Bey dedim kendisine.

Çünkü konumuz, kaymakamlık faaliyetleriyle ilgili değil.

Konumuz Turgay Bey!

*

Devlet adamı odur ki, kendi kişisel hırslarını, kişisel davalarını hukukun önüne almaz.

Turgay Bey, hırsını, şahsi meselesini hukukun önüne aldı.

Türk demokrasisine ve Türk idareciliğine unutulmaz bir hasar verdi.

*

Şeffaf, adil bir yargılanma süreci olursa, tarihe geçecek bir dava olacaktır.

İzleyeceğiz…



ARŞİV YAZILAR