Üniversitelere Vurulan Akademik Pranga ve Akreditasyon Tuzağı
Üniversiteler son yıllarda işletme kökenli kalite yönetim sistemleri ile kuşatılıyor. Oysa bu sistemler, patron–çalışan–müşteri üçgeni üzerine kurulu bir mantığın ürünü. Akademik kurumlar ise doğaları gereği farklıdır: araştırma, özgür düşünce, bilimsel üretim ve toplumsal katkı gibi bambaşka dinamiklere dayanır.
Bugün gelinen noktada kalite yönetimi adı altında oluşturulan kurullar ve komisyonlar üniversitelere tıpkı bir “akademik pranga” gibi vuruluyor. Üniversitelerin zaten var olan senato, fakülte ve bölüm kurulları gibi mekanizmalarının üzerine eklenen bu yapılar, “kalite” adıyla çoğaltılmış toplantılar ve raporlarla akademisyenlerin asli işlevlerinden uzaklaşmasına yol açıyor.
Akreditasyon Tuzağı
Kurumsal ve program akreditasyonu adı altında yürütülen süreçler giderek bir akreditasyon tuzağı yaratıyor. Amaç kaliteyi yükseltmekken, süreçler yalnızca denetim raporlarına ve dışsal ölçütlere indirgeniyor.
Üstelik dışarıdan yetkinliği tartışılan bir kişi veya kurumun gelip bir akademik birimi denetlemesi, kontrol etmesi için üniversitelerin zaten sınırlı olan bütçelerinden büyük miktarda para harcanıyor. Bu durum, kaliteyi artırmak yerine kaynak israfına yol açıyor.
Adeta bir virüs gibi üniversiteleri saran bu yapılar, yükseköğretimdeki yapısal sorunları çözmek yerine yeni sorunlar ekliyor; yani üniversitelere yeni prangalar vuruyor.
Akademik ve İdari Yükün Artışı
Ne yazık ki hızla ve kontrolsüz biçimde artan üniversite sayısı, daralan bütçeler ve öğretim üyesi başına düşen araştırma görevlisi sayısının yetersizliği, akademisyenlerin yükünü daha da ağırlaştırıyor. Bu koşullarda bir de kurulların ve komisyonların enflasyonu eklenince, akademisyenler adeta kuşatılmış bir ortamda çalışmak zorunda kalıyor.
Böylesi bir ortamda ne araştırma performansından ne de toplumsal katkıdan söz edebilmek mümkün. Akademisyen rahat ve özgür olmadığı, sürekli kurullar arasında sıkıştırıldığı koşullarda verimlilik beklemek doğru değildir.
Sonuç ve Değerlendirme
Üniversitelerde zaten mevcut olan akademik kurullar ve mekanizmalar, hakkıyla işletildiği takdirde kaliteyi sağlamak için fazlasıyla yeterlidir. Senatolar, fakülte ve bölüm kurulları görevlerini gerçek anlamda yerine getirdiğinde, dışarıdan dayatılan kalite yönetim sistemlerine ve akreditasyon süreçlerine ihtiyaç yoktur.
Mevcut kurullarımızı hakkıyla işletirsek bunlara ihtiyacımız yok; aksi halde üniversitelerimizi ileriye değil, geriye götürür.
